try another color:
try another fontsize: 60% 70% 80% 90%
ZehirliOk.COM
Sağlık, Huzur, Mutluluk, Aile Ve Evlilik

GÖZLER NASIL KORUNUR

Hayatın en açık gerçeklerinden biri, kuralsız yaşanmadığıdır. En başta, hayat, bir kuralın meyvesidir. İçinde yaşadığımız kâinat, her zerresiyle, bir ?kural?la birlikte vardır. En küçük zerreden en büyük galaksilere kadar her bir şey, bir düzene tâbidir. Tüm mevcudlar ve tüm canlılar, varoluşlarıyla, ?kural? denilen evrensel bir gerçeğin varlığını fısıldar.

Öte yandan, insan, sair mahlukların aksine, duygu ve tutkularına sınır konulmamış bir canlıdır. Karnı doymuş bir aslan, yanından geçen en körpe ceylana bile yan gözle bakmaz. Bir ağaç ihtiyacı kadar suyu alır, biraz daha almaya kalkmaz. Oysa insan, sınır konulmamış duygularıyla, hep daha fazlasını ister. Dünyayı da yutsa, yine tok olmaz. Karnı doysa, yarın için saklar. Yarın için saklasa, önümüzdeki hafta için biriktirir. İşi aylara, yıllara, çoluk-çocuğuna ve sonraki tüm nesillere kadar uzatır; durmaksızın yığar, durmaksızın biriktirir. Duygularına sınır konulmadığı için, sık sık, diğer insanların hakkına da göz diker. Hatta, başka bütün varlıkların hukukuna ilişir.

Dolayısıyla, bir ?kural?ın varlığı kadar küllî bir gerçek daha vardır: Duygularına fıtraten had konulmayan insan için, onu sınırlayan belli kurallar koyma zarureti.

Bunun alternatifi bazı insanların başka insanların hakkına saldırmasıdır. Hatta, şu asırda yaşanan ekolojik ve nükleer felâketlerin açıkça gösterdiği gibi, bütün canlıların ve bütünüyle kâinatın varoluşunu tehlikeye atmasıdır.

İnsan için bir ?kural? koyma gereği böylece anlaşıldığında ise, karşımıza şu soru çıkar: Kuralı kim koyacak?

İnsanlık tarihinin belki de en can alıcı sorusudur bu. İnsan, tek bir Yaratıcının varlığını anlayarak ?Hüküm O?nundur? mu diyecektir? Yoksa, o Yaratıcıya ortaklar koşmasıyla birlikte, kural koymada da ortaklar mı icad edecektir? Meselâ, tüm kâinatta geçerli kuralları ?tabiat,? ?tesadüf,? ?zaman? ve ?kuvvetler?e mi mal edecektir? Keza, beşerî hayatta ?ben,? ?toplum,? ?çağ,? ?ulusal çıkarlar,? ?devletin bekası? gibi kural koyucular mı öngörecektir? Veya, bu unsurlardan sadece birini, meselâ kendisini kural koyucu ilan ederek ?biricik ben?e mi tapacaktır? Yahut, kural koyuculuk payesini faşizm ile devlete, sosyalizm ile işçi sınıfına, kapitalizm ile sermayedar kesime, aristokrasi ile asillere, milliyetçilik ile ırka mı verecektir?

Bir bütün olarak insanlık tarihine şekil veren en can alıcı hususlardan biri, budur. Bütünüyle düşünce tarihi, baştan sona, bu eksende döner durur. Ve dönüp kendi hayatımıza baktığımızda, o kısacık ömür içinde en temel konularımızdan biri olarak karşımıza yine bu husus çıkar.

Öte yandan, bu sorunun, insan, âlem ve kâinat anlayışımız ile doğrudan bir ilgisi vardır.

İnsanı kendiliğinden var olmuş varsayan birinin, kuralı ben koyarım demesi herhalde beklenen bir durumdur. Onu var eden devlet ise, kural koyma hakkı elbette devletindir. Keza var eden ırk ise, kuralı koyan da ırk olacak; yok eğer toplum ise, kuralı toplum koyacaktır.

Bu bakımdan, ?Kuralı ben koyarım? diyen bir kişinin, bunu temellendirmesi, yani kendi kendine varolduğunu isbat etmesi gerekir. Keza, ?Kuralı toplum koyar? diyen birinin varoluşunu topluma borçlu olduğunu göstermesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Var eden başka, kural koyan başka ise, açık bir çelişki sözkonusudur.

En başta insan fıtratı, bu çelişkiyi berrak bir şekilde ortaya çıkarır. Bir anne, kendisi çocuğunu dövüyorsa bile, başkasının en ufak bir fiskesine razı olmaz: ?Sen benim çocuğumun terbiyesine karışamazsın.? Eşinin kendisine kulak asmayıp başkalarını dinleyerek hareket etmesini normal karşılayan bir koca yoktur. Sahibi olduğu fabrikayı, kendisinin görevlendirmediği birilerinin kendi akılları uyarınca yönetmesine ses çıkarmayan bir patron; memurlarının emri kendinden değil, başkalarından almasına izin veren bir müdür hayal bile edilemez.

İnsanlık tarihine mührünü vuran ve de gündelik hayatımızda yaşadığımız böylesi hakimiyet mücadeleleri bir gerçeğin altını çizer: ?Malikiyet kiminse, hâkimiyet onundur.? Diğer bir deyişle, birşeye ilişkin kuralı, o şeyin sahibi koyar.

İşte bu sırdan olsa gerek, Kur?ân sayfaları arasında, insana sık sık sahibi ve maliki hatırlatılır. Tesadüfen var olmadığı, onu yapan Birinin olduğu uyarısı yapılır. Meselâ Şems sûresi, güneşe, aya, gündüze, geceye, semaya ve yeryüzüne dikkat çekerek başlar ve birdenbire insanın yaratılışına geçer. Başka birçok sûrede insana ?anılmaya değer birşey değil? iken, ?değersiz bir su?dan aşama aşama insan sûretini alışı; doğumundan sonra acizler acizi bir vaziyette iken en saf gıdayla beslenişi; bizatihî yürümeye ve karnını doyurmaya bile kâdir değilken hadsiz nimetlere mazhar edilişi sık sık vurgulanır.

Ve bütün bunlar arasında, tekrar tekrar, şu soru sorulur: ?İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır??

Cevap bellidir. En küçük bir sineği bile birçok hikmetle yaratan, insanı elbette başıboş bırakacak değildir. Kâinatı şeriksiz ve nazirsiz idare eden, elbette insanı başka ellere teslim etmeyecektir.

Mâlik-i Zülcelâl O?dur. Mülk O?nundur. O halde, hüküm de O?nun olacak; lâf olsun diye yaratmadığı ve de başıboş bırakmadığı insan için, varediş amacı uyarınca belli kurallar koyacaktır.

Nitekim, Kur?ân, bir yanda insana kâinatın mâlikini ve kendi sahibini hatırlatırken, öte yandan kurallar koyar. Bu kuralların ?şakacıktan? konulmadığı konusunda da çok net uyarılarda bulunur. Gelen emri kulak ardı eden kimi geçmiş kavimlerin akıbetine dikkat çeker sözgelimi. Yahut, ?Kuralı ben koyarım? diyen Nemrut, Kârun veya Firavun?un hüsranıyla uyarır.

Gelen her bir emir, açık bir imanî talim de taşır. Kur?ân?la gelen her bir kural, imanî bir hatırlatma da yüklüdür. Meselâ, duygularına had konulmayan insan, midesini doldurma pahasına ona buna saldırabilir. Oysa Kur?ân, o midenin ve ona giren nimetlerin Rabbi namına konuşur: ?Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz.? İnsan iki ayağını sokaktan bulmuş değildir. O ayaklar adi birşey olup, başkalarınca verilmiş de değildir. Kur?ân, ayağı veren Biri namına hitap eder: ?Yeryüzünde böbürlenerek yürüme.? Kadınlara daha latif bir hal verilmiştir. Ama ola ki sahiplenir, ve nefisleri namına kullanırlar. Meselâ, sair insanları kendilerine râm edecek yürüyüşler icad ederler. Kur?ân, o latif biçimi veren Biri namına konuşur: ?Cahiliye kadınları gibi, vücudunun hatlarını belli edecek şekilde yürüme.? Keza, bir kudret harikasıdır göz. Bütün bir kâinatı küçük bir noktaya sığdırır, aklımızın önüne koyar. Ama insan o gözün malikini unutup, nefsine mal edebilir. Kur?ân, o gözün sahipsiz olmadığını, insanın da malı olmadığını hatırlatarak, o gözü veren Biri namına konuşur: ?Gözünü kaydırma.? ?Gözünü haramdan koru.?

Böylesi tüm emirler, açık bir mesaj taşır: Malikiyet kimin ise, hâkimiyet onundur. Mülk kimin ise, hüküm de onundur.

Açıkçası, böylesi âyetler bizi yaşadığımız çelişkiyi gidermeye davet eder. Çelişki, mülkü başkasına, kuralı bir başkasına vermemizdir. İnsan, gerçekten gözünün asıl sahibi ise, onu istediği gibi kullanır?burada bir çelişki yoktur. Ama o göz ona emaneten verilmiş ise, asıl sahibi başkası ise, o gözü ancak o Mâlik-i Hakikî?nin izni ve emri uyarınca kullanabilir. Emaneten verilmiş olan, asıl sahibi olmadığı gözü kendi keyfince kullanamaz?çelişki buradadır. Bu çelişkiyi aşmanın ise yalnızca bir yolu vardır: Gözü, onu verenin veriş amacına göre kullanma.

İşte Kur?ân, bütün olarak kâinatı yaratanın, kâinat içinde insanı yaratanın ve insana ?görecek gözler? verenin O olduğunu hatırlatmasıyla birlikte emirler verir: ?Gözlerini haramdan korusunlar.?

Bu emirler, bir yönüyle celâl yüklüdür. Çünkü, emre kulak asmayanlar için, çok açık tehditler de içerir. O emri veren emanet sahibinin herşeyden haberdar olan, izzetli, hesabı çabucak gören bir Rab olduğunu da bildirir; emrine uymayanları ?va?dedilen azab?la müjdeler! Ateşin azabını tadacağı gün konusunda uyarır.

Öte yandan, celâl yüklü bu emirler, bir cemal de içerir. Onlar, meselâ şu azametli gökyüzünü ürpertici ama son derece güzel bir manzara sûretinde gözümüze arzeden; dağların ve dağ gibi dalgaların azameti içinde eşsiz bir güzellik ve son derece hayatî faydalar derceden bir Rabbin emirleridir. Dolayısıyla, nefse ağır gelen bütün bu emirler, esasen insan içindir. Hatta, nefsin tüm duygular üzerindeki tahakkümünü kırdığı halde, nefsin de hayrınadır. Şefkat haddi aşmış bir hırsıza seyirci kalmayı mı gerektirir; yoksa ?Vazgeç, haddini bil, cezadan kurtul? diye uyarmayı mı?

Kur?ân?da yer alan bütün emirlerin hem celâl, hem de cemal barındıran bir muhtevası vardır.

Kur?ânî emirlerden özellikle biri ise, açık-saçıklığın kol gezdiği, çıplak bacaklar karşısında akılların baştan gittiği, hayasızca gözler önüne serilen vücut hatları karşısında kalblerin nefislere esir edildiği bir vasatta, akıl, kalb ve ruhuna rağmen gözlerini adi bir röntgenci durumuna düşüren bizler için manidar dersler taşır:

?Mü?min erkeklere söyle: Gözlerini harama kapasınlar, ırzlarını da korusunlar. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah onların yapmakta olduklarından haberdardır.?

Bu âyetin ardından, hanımlara yönelik bir âyet gelir. Bu âyette de, her iki emir tekrarlanır.

Her iki âyetin başlangıç hitabı manidardır: ?Mü?min erkeklere söyle...? ?Mü?mine kadınlara söyle...?

Açıkçası, iki âyet de ?iman? vurgusu taşır. Devamla gelen emre uymanın ?iman?la ilgisini açıkça gözler önüne seren bir vurgudur bu. Her iki âyet, ?gözünü haramdan koruma?nın ancak mü?min için sözkonusu olduğunu; onun da bunu imanı derecesinde başarabileceğini ihsas eder. Saniini ve Sahibini tanımayan biri, gözün kendisine Rabbi tarafından verilmiş bir emanet olduğunu hiç mi hiç tanımaz. Gözü emanet olarak tanımayan biri, elbette, onu emanet sahibinin emir ve izni dairesinde kullanma yükümlülüğünü de derketmez. Bunu derketmeyen biri, elbette, aksi halde emanete hıyanet edeceğini de düşünmez. Sonuç olarak, böyle birinin gözünü haramdan koruması sözkonusu olamaz.

Aynı şekilde, bir Yaratıcıya inandığı halde, o inancı hayatına taşımayan; yalnızca kendisini darda hissettiği anlarda bir ?emniyet sübabı? veya bir ?yedek lastik? olarak o imana müracaat eden bir gaflet ehli de bu emre kulak asmayacaktır. İstese bile, asamayacaktır. Çünkü, iç dünyasını her daim o Yaratıcının huzurunda olma şuuruyla diri ve uyanık kılmayan biri, vitesi boşalmış bir araba yahut dümensiz bir kayık misalidir. Eğime ve akıntıya uyar, nefis ve hevası onu nereye sürüklerse, oraya sapar. Vicdanı onu Yaratıcının emri ve de ahiret konusunda uyarsa bile, bunun bir faydası olmaz. Çünkü, ahiret o gaflet anında çok uzaklarda gözükür. Oysa, önünde nefsinin iştihasını kabartan bir manzara vardır. Ve nefis tam bir miyoptur; yalnız önündekini görür, ileriyi görmez, âhireti düşünmez.

Aynı şekilde, bir Yaratıcıya inanan, ama onu esma-i hüsnasıyla tanımayan biri de bu emri uygulamakta zorlukla karşılaşacaktır. Sözgelimi o Yaratıcıyı Hakîm ismiyle tanımayan; her bir mevcuda birçok hikmetler yüklediğini; meselâ bir ele veya bir ağaca binlerce vazife gördürdüğünü bilmeyen biri, o emirde de hikmet görmeyecektir. Görmediği için de, o hikmetli emre uymayacaktır.

Keza, meselâ Rahîm ve Hannân ismini tanımayan biri de bu emre uymakta zorlanacaktır. Kâinat, her bir mevcuduyla, küllî bir rahmet ve şefkat hakikatini fısıldar. Her âciz, acziyetine mukabil, eşsiz bir merhamet ve şefkatle doyurulur?herşeye ihtiyacına en uygun rızkı hazırlayan eşsiz bir Rahman-ı Rahîm?dir O. Hem, acziyetin büyüklüğü ölçüsünde, muhatap olunan merhamet ve şefkat de ziyadeleşir. Bebekler ve yavrular, bunun en açık örneğidir. Böylesi bir merhamet sahibi, elbette, eşsiz bir pırlantayı demirciler çarşısında hurda fiyatına satmaya kalkışan insanı rahmeti ve şefkati gereği uyarır. Ona verdiği gözün ne kadar da değerli olduğunu; onu harama kaydırmanın benzersiz bir elması basit bir cam parçası, eşsiz bir mücevheri bir hurda demir yerine koymak anlamına geldiğini bildirir. Oysa, o göz, haramdan uzak kılınsa, Rabbi namına bakacağı sayısız güzelliğin yanında, yine Rabbi namına kendi helâline de bakacaktır. Ama, bu helâl-haram, emir-nehiy dengesi içinde gözün Sanii ve Sahibi her zaman hatırda olacaktır. Çiçeğe de baksa, eşine de baksa, bakışını emr-i ilâhî belirlediği sürece, O?nu hatırda tutarak, O?nun namına, O?nun sanatını takdir ve tefekkür hesabına bakmış olacaktır. O göz, bütün kâinatı sayısız hikmet ve güzellikler içinde yaratan bir Rabbe nisbetle eşsiz bir değer kazanacak; otuz senede sönmeye yüz tutan basit bir et parçası hükmünde olmayacaktır. Ki, herşeye gücü yeten bir Kadîr-i Rahîm, verdiği gözü O?nun namına kullanan bir kuluna, bütün o san?atlı yaratışındaki sayısız güzelliği O?nun namına temaşa etmesi için, ebedî cennetlere lâyık gözler de verir! Buna muktedirdir.

Öte yandan, o emrin sahibini Rahman, Rahîm ve Hannân isimleriyle tanımayan biri, bütün bu anlamlardan uzak olacaktır. Emrin içerdiği rahmet ve şefkati göremediği için de ya emre zoraki uymaya çalışacak; açıkçası, pek de uyamayacaktır.

Bu bakımdan, her iki âyet, daha en başta ?mü?min erkekler? ve ?mü?mine kadınlar? tanımıyla, meselenin kilidini açmış olur. Oysa, çoğu kez bu kilit nokta kaçar gözümüzden. O yüzden, kapıyı zorlayarak açmaya çalışırız. Açamadığımız, gelen emre lâyıkınca uymayı başaramadığımız için de, içimizi hem suçluluk, hem de ümitsizlik duygusu kaplar. Oysa, daha en baştaki iman anahtarına hakkını versek, gerisi daha kolay gelecektir?tıpkı, bir emir vahyolunduğunda, tereddütsüz uyan sahabiler gibi. Sahabilerin emri duymaları ile emre uymaları arasında, bizim yaşadığımız gibi uzun zaman fasılaları olmadığı bilinen bir vâkıadır. Çünkü, onlar Kur?ân-ı Hakîm?in verdiği iman dersini, Resul-i Ekrem?in (a.s.m.) sunduğu marifetullah ve muhabbetullah talimini hakkıyla özümsemişlerdir. Vahiyle gelen her emri, bütün âlemleri ve insanı yaratan; hikmeti, rahmeti, şefkati ve kudreti sonsuz; bütün güzel isimler O?nun olan bir Rabb-ı Rahîmden bildikleri için, teslimiyette ne bir tereddüt, ne bir gevşeme, ne bir zorluk göstermişlerdir.

Hem, o emri veren, insanı bu fıtratla yaratandır. İnsan için en fıtrî ve en uygun hali, Fâtır-ı Hakîm?den başka kim bilebilir? Kim o fıtratı verenin üstünde söz söyleyebilir?

Fâtır-ı Hakîm, bu emriyle, bizi fıtratımızın gereği olan bir duruma davet eder. Gözünü haramdan sakınmama, her önüne gelene bakma, fıtratla çelişen bir durumdur. Çünkü, insana verilmiş hadsiz duyguları tek bir duygunun emrine verir. İradesini hükümsüz bırakır. Şu çağda örnekleri çok açık biçimde görüldüğü üzere, bütün hayatını, bütün dünyasını ve bütün düşüncesini uçkurunun hizmetine veren insan bozması kişilikler ortaya çıkarır. Nitekim, bugün nice göz harama bakarken, nice el, nice dil, nice akıl, nice ayak, nice hâfıza da ona eşlik etmektedir. Biraraya geldikleri anları gördükleri haram manzaraların sözünü ederek geçiren; yalnız kaldıkları zamanı da yine o haram manzaraların hayaliyle harcayan nice insan mevcuttur. Nice gözler, nice akıllar, nice ömürler bu yolda heder olup gitmektedir. O kadar ki, bu ruh hali içinde, gördüğü her insanı yalnız maddî bir sûrete indirgeyen, hatta o maddî sûretin de yalnızca belli kısımlarına bakan marazî kişilikler ortadadır. Başka bir amaçla söylenen sözlerden dahi cinsel çağrışımlar çıkaran marazî tipler mevcuttur.

Gözlerin harama kaymasının imanî bir zaafın eseri olup bu zaafı giderek beslemesinin yanısıra, insanı insanlıktan sukut ettiren böyle bir boyutu da vardır. Bütün kâinatı kapsayıp kuşatacak duygu ve kabiliyetlerle donanmış insanı uçkuruna hapsettiren; karşı cinsten olan insanları belli organlara indirgeyen; ?insan? tarifini bu denli bayağılaştıran bir boyuttur bu. Bu halin aile ve toplum hayatında getirdiği olumsuzluklar ise, işin ayrı bir yönüdür.

Peki, bu açıdan bakılırsa aslında bütün insanları ilgilendiren bu konuda Kur?ân neden yalnızca ?mü?minler?i muhatap almaktadır?

Çünkü, insan ancak imanının derecesi nisbetinde bu emrin içeriğini anlayabilir. Ancak imanı derecesinde gözünü Rabbinin yarattığı güzellikleri Rabbi namına ve Rabbinin izni uyarınca kullanma yükümlülüğünü kavrayabilir. Ancak imanı ile, gözünü nefsin elinde adi bir röntgenci kılan her tavrın emanete hıyanet anlamı taşıdığını bilebilir.

Ve ayrıca, insan ancak imanı derecesinde gözünü haramdan koruma iradesi gösterebilir.

Yoksa, imandan nasiplenmeyen en iradeli, en mert ve makamca en yüksek insanların bile gözünün önüne bir haram iliştiğinde nasıl basitleştiğine ve bayağılaştığına dair bir dizi gözlem hemen her insanın hafıza kaydında vardır.

Her iki âyetle gelen ?gözünü haramdan koruma? emrinin manidar bir veçhesi de, öncelikle içe dönük bir çabayı emrediyor olmasıdır. Gerek mü?min erkeklere, gerek mü?mine kadınlara söylenen ilk söz ?Gözünüz önüne gelen haramları ortadan kaldırın? değildir: ?Sen gözünü koru.?

Bu, Kur?ân?ın önceliği insana veren, düğümü fertlerde çözen genel üslubunun manidar bir yansımasıdır. Çünkü, problemin kökü, ?dış dünya?da değildir; içimizdedir. İç dünyası muhkem, iman kalesi sağlam olan biri, tüm dünya haram tablolarla dolu olsa bile, sarsılıp sapmayacaktır. Dış dünyada nice haram mevcut olsa bile, imanın içerdiği haya, şuur ve uyanıklık hali içinde, Rabbinin huzurunda olduğundan gafletle, kendini pazarlayan süflîlerin peşine düşmeyecektir. Hayası, edebi, sabrı ve sebatı buna izin vermeyecektir.

Nitekim, Yusuf (a.s.) kıssası, bunun bir örneğidir. Önünde kendini tüm zinetleriyle sunan birdünyalar güzeli karşısında, Yusuf?un tavrı, gözünü ve sırtını dönmek olmuştur.Yusuf aleyhisselâm, Kur?ân?da övgüyle aktarılan bu haliyle, tüm insanlığa şu dersivermektedir: İnsan, eğer ?gözünün sahibi?ni tanır ve O?nun emrini hakkıylabilirse, en ?baştan çıkartıcı? manzara bile onu baştan çıkartamaz.

Ki, Yusuf kıssasının birörneğini oluşturduğu peygamber kıssaları, gün gelip koca bir toplumu kendiyolunun yolcusu kılan nebilerin, yola tek başına koyulduklarını açık açıkortaya koymaktadır. Nebiler, fıtratların bozulduğu, Allah?ın ve ahiretinunutulduğu, insanların nefislerinin istediği gibi davrandığı bir ortamdagelmişlerdir. Ortam onları değiştirmemiş, bozulmuş bir ortamda birer imanabidesi olarak sarsılmadan kalmış; sergiledikleri imanî şuur ve irade ile onlarortamı değiştirmişlerdir.

Ortada bir ?haram? varsa,bundan uzak durmanın yolu, o haramı kaldırmaktan değil, öncelikle kendini oharama karşı korumaktan geçer. Tepeden inme halledilmiş hiçbir şer hali yoktur.O takdirde belki şer zahiren ortadan kalkmakta, yeraltına çekilmekte, ama içteniçe, alttan alta varlığını sürdürmektedir. Aslolan, sokak manzaralarına elatmak değil, gözlerimizi bu ?haram?lardan korumamızı mümkün kılan bir imanîdonanıma ulaşmaktır. Bu yol diğerine göre daha zor ve uzun gözükür. Oysa kısave kolay olan, işte bu yoldur. Diğerinde yalnızca ?görüntü? kurtarılmakta;hastalık satıh altında öylece kalmaktadır. Yusuf misali bir imanî donanımaerişip Rabbin emaneti olan gözleri Rabbin rızasına uygun bir şekilde kullanıp?haram?dan koruma cehdiyle yaşanırsa, haram tüm dünyada kol gezse dahi, gözlerondan sakınacaktır.

Kaldı ki, haram manzaralaresasen gözlerin harama bakmaya talip olduğu bir ortamda arz edilir. Züleyha?yıhidayete getiren, Yusuf?un onun sergilediği harama karşı gözünü sakınması değilmidir? Meselâ kadın çıplaklığını ele alalım: Erkekler imanî bir şuura erişipgözünü haramdan koruduğunda, hangi kadın açılıp saçılarak sokağa çıkar? Onunsokağa o vaziyette çıkışının ardındaki dürtü, gözünü haramdan korumayanerkekler tarafından zinetlerine bakılması değil midir? Demek, mü?min erkeklergözlerini haramdan koruduğunda, kadınların açılıp saçılmaması yolunda entemelli adım da atılmış olmaktadır.

Bu bakımdan, tesettüremrinin, ?mü?min erkekler?in gözlerini haramdan sakınmasını emreden âyetinardından gelmesi elbette manidardır.

Nur sûresinin 30. âyeti,mü?min erkeklere, ?gözlerini haramdan sakınma?larını emrettikten sonra, ikincibir emir daha verir: ?ferclerini [ırzlarını] koruma.? Bu da, manidar birhusustur. Zira, ferclerin zinaya düşmesinin ilk basamağı, gözlerin haramabakışıdır. Göz harama kaydığında, irade hükümsüz kalmış ve akıl nefsin çekimalanına girmiş demektir. Gözü harama kaydıran nefis, bu haram yolculuk nihayeteulaşmadan teskin olmayacaktır. Gözü Rabbinin emaneti bilip öylece kullanmaktanuzaklaşmanın varacağı yer, fercin de Rabbin emaneti olduğundan gafletle onunbir zina aleti derekesine düşürülmesidir. İsra sûresindeki ?Zinaya yaklaşmayın?emrinin de dikkat çektiği gibi, tüm şehvanî şeylerde en kritik husus,yaklaşmaktır. Nefsin hoşuna giden, şehveti kabartan hususlarda, bir eşiknoktası vardır: o geçildi mi, gerisi çorap söküğü gibi gelir. Meselâ, açıkbacaklara bakan bir göz, onunla yetinmez, daha fazlasının izini sürer. Dahafazlasına eriştikçe, teskin olmak bir yana, daha da azgınlaşır. Ardından, hayalve heves gibi duyguların da tahrikiyle, ?zina? gibi bir son durağa doğru hızlayol alır. Çünkü, ?gözü haramdan korumama? gibi eşiklerde, artık iradeyi devredışı bırakan, insanı kalben ve vicdanen istemese bile günahın son kertesinesürükleyen şeytanî bir çekim vardır. Sonuçta, bugün gözünü haramdan sakınmayan,yarın fercini de koruyamaz. Nitekim, bir bütün olarak şu çağ ve şu toplum,bunun aşikâr örnekleriyle doludur. Öte yandan, göz haramdan sakındığında, fercde harama bulaşmayacaktır.

Rabbimizin, öncelikle?gözünü haramdan sakınma?yı emredişinde, şu çağda ve şu toplumda bilfiilgözlenen bir boyut daha vardır.

Son bir asır içinde, gazeteve dergi sayfaları, sinema filmleri, TV programları ile insanların giyimleri veyaşayışları arasında, şöyle bir bağlantı karşımıza çıkar: Bütün sefahet,rezalet ve müstehcenlikler, ilk olarak dar bir kesimde kendini ifade imkânıbulmuştur. Bu kesim ya ?sosyete?dir, ya ?sanatçı?lar zümresidir yahut herikisidir. Bu dar zümre içinde dahi, herkes aynı açık saçıklığı aynı andairtikap etmez. Bir baloya o güne kadar kimsenin giymediği bir açık kıyafetlegelen bir sosyete kadını, belki ilk anda yadırganır; ama bir eşik aşılmış olur.İçinde böylesi bir meyil olanlar, ?yapılabilir? olduğunu görür ve yapmacesaretini?daha doğrusu cür?etini?bulurlar. Dar kesimde sergilenen biraşırılık, gazete ve sayfalarıyla umuma arzedilir. Diğer yandan, film karelerinede benzer dozajda bir aşırılık taşınır. Bu ?kitle iletişim araçları?ylasözkonusu aşırılığı seyreden toplum, göre göre, zaman içinde bunu ?kanıksar.?İlk anda ahlâksızlık olarak görüp tepki verdiği şey, göre göre ?normal?leşir.Normalleşince, kendisi de öyle yapar. Bu esnada, sözünü ettiğimiz dar kesimdedaha ileri bir aşırılık sergilenmekte; o, bu kez ona tepki vermektedir. Amaüç-beş yıl sonra, göre göre onu da ?normal? görür hale gelip uygulayacaktır.

Nitekim, ?gözünü haramdansakınmayan,? kural koyuculuk makamına ?çağ?ı, ?toplum?u ve ?kendi?ni de oturtaninsanların üç-beş yıl sonra nasıl giyinip nasıl dolaşacağını bugününfilmlerinden, sosyete sayfalarından, sanatçı kostümlerinden, TV sunucularınınkıyafetinden.. çıkarmak mümkündür. Bakan kanıksar, kanıksayan normal görür,normal gören uygular!

Yüzyıl önce tiyatro İslâmtopraklarına girdiğinde, artistler yalnızca boynu açıkta bırakan bir türbanlasahneye çıkmışlardır. Göre göre bu tarza alışılmış; boynun açıkta kalmasıtesettür emrine aykırı olduğu halde, ?gözü haramdan koruma? emri çiğnendiğiiçin, bu noktadaki hassasiyet aşınmıştır. Ardından türban da atılarak saçlartamamen açılmıştır. Aynı şekilde, kolu bileğine kadar örten elbiselerin yeriniyarım kollu elbiseler almış; bir adım sonra kolsuz elbiseler gelmiştir. Minieteğe giden yolun başında, topuğun yalnızca bir karış üstüne çıkılan modellervardır. Onu diz boyu modeller, onu da dizin beş parmak üstüne gelen modellerizlemiştir. Kısalma adım adım devam etmektedir.

Kısacası, hususî birhayasızlığın umumîleşmesi görme yoluyla gerçekleşir. Göz göre göre,?kural-dışı? olan ?kural? haline gelir; anormal olan ?normal?leşir. Gerekmü?min erkeklere, gerek mü?mine kadınlara yönelik ?gözlerin haramdan korunması?emri, işte bu umumî yozlaşmayı ta başından kesmektedir.

Gözlerin haramdan korunması,Allah böyle emrettiği içindir. Böyle emreden Allah ise, Hakîm ve Kerîm birRabbdir. Her emri gibi, bu emrinde de bir hikmet, rahmet, kerem ve terbiyevardır.

İçki, Allah haram kıldığıiçin haramdır. Bu haram kılmada ise, çok hikmetler ve rahmetler saklı olduğugörülür. İrademizi iptal eden, duygularımızı uyuşturan, düşüncemizi dumurauğratan, aklımızı hükümsüz kılan birşeydir içki. Bizi tüm kâinatta sergilenenilâhî sanatın nâzenin bir nâzırı olmaktan çıkarıp, aklını ve şuurunu yitirmişbir bakar kör durumuna getirmektedir. Gözlerin harama bakışında da aynı durumsözkonusudur. Nitekim, ciddi bir tefekkür içinde iken gözüne ilişen ?haram? birmanzaraya bakmayı sürdürdüğünde, o tefekkür halini devam ettiren biri varmıdır? Yolda yapıyor olduğumuz bir tesbihat, okuduğumuz bir vird, gözümüzüharam manzaralardan alıkoymadığımız ölçüde, aklımızdan kayıp gitmiyor mu?

Duyguları manen uyuşturma,bizi Allah?ın sanatını ve isimlerini tefekkürden alıkoyma noktasında, haramabakmanın, alkol veya uyuşturucudan bir farkı yoktur. Harama nazar da, onlargibi, tertemiz duyguları nefsin kirli emellerine alet etmektedir. Rabbinemuhatap olmak üzere yaratılmış insana emanet edilmiş göz gibi harika bir organıgayrimeşru tatminler peşinde heder etmektedir.

Âyet, bir sonraki cümlede,?gözün harama kapanması ve fercin korunması?nın, ?ezkâ? yani asıl temiz olan davranış olduğunu belirtir. Ki butemizlik, ?tezkiye? çağrışımıyla da düşünülürse, esasen manevî bir temizliktir;düşünce ve duygu noktasında bir temizlenme halidir. Bu temiz davranış tercihedilmezse, bütün kâinatı Rabbi adına tefekkür ve tenezzühe vesile olan eşsizbir cihaz hükmündeki göz, süflî hevesler çukuruna atılarak değersiz ve kirlikılınmaktadır.

Âyet, bir uyarıyla sonbulur: ?Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarındançok iyi haberdardır.? Genel olarak, böylesi âyetlerin sonunda ?yaptıkları?anlamını karşılamak üzere ?ya?melûn? veya ?yef?alûn? ifadesi kullanılır. Oysabu âyette ?yesneûn? denilir. Dikkatli bir Kur?ân talebesi, bu nüanstan şöylebir anlam çıkarır: ?Yesneûn? ifadesi, gözlerin harama bakması noktasındayapılanların ?sanatla yapılan?lar cinsinden olduğuna, keza bunun bir sanayihaline geleceğine işaret eder.

Gerçekten, ilahî emre veinsanın fıtratına aykırı düşen açık saçıklık, her zaman sanat adı altındameşruiyet kazanma çabasında olmuştur. Hatta buna ?erotizm? gibi iç gıdıklayıcıama dokunulmaz bir kılıf bulunmuştur. Bugün ortalık vücudunu bir metayadönüştüren, bedeninin açık kalacağı yerin oranına göre fiyat belirleyen?sanatçı?larla doludur!

METİN KARABAŞOĞLU

Yorumlar

Göz deyip geçme

Bu konuyu ele alıp bilgilerini paylaşan tüm arkadaşlara emeklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum.Gerçekten şu ahir zamanda çok önemli bir konuya değinmişler.
Konuyla ilgili olarak ben de birkaç yerde okuyup kendi nefsime söylediğim bazı sözleri buraya eklemek istedim:

• Şehevi duygularını dizginlemeyip onun peşinden koşan adamın hali;susayıp da deniz suyundan içene benzer ne kadar içerse o kadar susuzluğu artar.
• Kedinin ciğere baktığı gibi açılıp saçılanlara bakmakla ne elde edeceksin?Kırk yıl baksan ne olacak ,ancak açlığın artar.

Kişi kendisini hayırlı işlere sevkederse ,manevi işlerle uğraşırsa manevi donanımını arttırırsa nefis zayıf kalacak baskın duruma geçemeyecektir.Bir bakış deyip geçmemek lazımdır her şey ufak bir hareketle başlar.Nefis bir eşek gibidir ,içerde yem bulunan bir odaya başını soktumu içeri girmek ister ,içerdeki yemden yemek ister .Bu durumda henüz eşek başını sokmuşken o odaya girmesini engellemek kolaydır eşek içeri girdikten sonra odadan çıkarmak çok daha zor olacaktır.İşin en kolay tarafı ne eşeği odanın yanından geçirelim ne de otun kokusunu alsın.
Yani olabildiğince haram noktalardan uzak durmak bu kötülükten kurtulmak için en etkili yöntem olacaktır.Bu tür ortamlardan her zaman kaçamayacağımıza göre ne yapacağız ?
Tabiî ki bakacağız.
Bakacağız ki açlığımız iyice artsın nefis iyice üstümüze çöksün öyle mi?Hayır! kazın ayağı öyle değil Gözünü olabildiğince haramdan çevireceksin ,çevireceksin ki içindeki şehvet barutu ateş alıp seni yakmayacak.Çeviremezsen ne mi olacak ?
Ne olacak biliyormusun?Sen başını ona çevirecen ,nefiste senin yönünü cehenneme çevirecek.

Şehvet ateşi beyni yakar aklı bulandırır mantıklı hareket etmeyi engeller.Yani aklı etkisiz hale getirir.İnsanı insan yapan aklı ortadan kalkınca geriye ne kalır.
Geriye hayvan kalır.Hayvanı natık diye boşuna demiyorlar.Akıl ortadan gidince hayvanlaşmış bir yaratık ortaya çıkıyor.

Allah doğru yoldan ayırmasın.Hepimizin yar ve yardımcısı olsun.

YORUM YAPACAK DURUMDA

YORUM YAPACAK DURUMDA DEĞİLİM BÜTÜN KÖTÜLERİ KÖTÜLÜKLERİYLE BERABER ALLAH'A HAVALE ETTİM AMİN AMİN AMİN... NEYSE BEN NAMUSLU NAMUSLU NAMUSLU BİR İŞ YERİNDE ÇALIŞMAK İSTİYORUM İNŞAALLAH. BİLDİĞİNİZ BÖYLE BİR İŞ VARSA ALLAH RIZASI İÇİN BİLDİRİN. ŞU AN MÜSLÜMANIM DİYE GEÇİNEN MÜNAFIKLARIN İŞ YERİNDE ÇALIŞIYORUM.ZULÜM FİLİSTİNDE IRAKTA ÇEÇENİSTANDA VS VS ÜLKELERDE AMA İNANIN BU ÜLKEDE ZULMÜN ALASI VAR. HİÇ OLMAZSA ORALARDA DÜŞMAN BELLİ BURDA İSE İNSAN KILIĞINDA HAYVANDAN AŞAĞILAR YAPIYORLAR... ONLARI TARİFE KELİMELER KİFAYETSİZ. NEYSE KARDEŞLERİM SİZDEN İSTEĞİME CEVAP BEKLİYORUM. ALLAH'A DAİMİ VE EBEDİ EMANET OLUNUZ.. MAİL ADRESİM yelizz_akmansoy@hotmail.com

Ahiretteki huriler tesellidir...

Cenab-ı Hak ahirette, harama bakmayan ve cennete gidenlere el değmemiş, tertemiz kadınlar ihsan edecek, eğer karşınıza haram bir görüntü günah çıkınca, bunu düşünelim, bu manadan ruhumuz nefes alacak ve haramdan korunmaya vesile olacaktır inş..Lütfen tatbik ediniz.. selamlar...

söz

Ariflerden biri şöyle demiştir: Elbette Allah Teâlâ kuluna iki sırrı tevdi buyurmuştur. İlham yoluyla o sırlarını kuluna fısıldar!
1. Annesinin karnından çıktığı zaman ona der ki: 'Ey kulum!
Seni dünyaya tertemiz çıkardım. Emrimi sana emanet bıraktım.
Seni bu emaneti korumak hususunda emin saydım. Bu bakımdan
emaneti nasıl koruyacağını iyi düşün! Benimle nasıl mülâki
olacağını da iyi (düşün)!'

2. Ruhu çıktığı zaman ona der ki: 'Ey kulum! Senin nezdindeki
emanetim hakkında ne yaptın? Aramızdaki söze riayet ettin mi?
Benimle mülâki olacağın güne kadar onu korudun mu? Eğer
emanetimi koruduysan ben de va'dimi îfâ etmek suretiyle seni
karşılayayım. Eğer emanetimi zayi ettiysen ben de o emaneti sen
den istemek ve ceza vermek suretiyle seni karşılayayım!'

Nitekim Allah Teâlâ'nın şu ayetinde buna işaret vardır:
Siz, benim ahdime vefa edin ki ben de ahdinize vefa edeyim,
(Bakara/40)

Onlar ki emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler,
(Mü'minûn/8)

ihya ulum din, tevbe kitabı

sanırım insanların

sanırım insanların günaha giriş noktasında ilk sebeplerden biri gözle oluyor.insanımızı bu tür hastalıklardan korumanın en iyi yolu kende irademizi bir şekilde kontrol altına almaktır.tabiki bu kolay olmasa gerek ama insan yapacağı günlük virtlerle, zikirlerle,dualarla ve buna benzer kendisine bir tür zırh hazırlayabilir. efendimiz buyurmuyormu;ahir zamanda imanı kalpta tutmak ateşi elde tutmak gibi olacaktır. ateşi eline alırsan elini yakacak eğer bırakırsan imanın gidecek mealindeki hadis bize sanki günümüz dünyamızda sanki bize karşı karşıya gelmiş gibi ders veriyor. tabiki günahsız olmak hiçbir insanın güç yetirebileceği bir şey değildir.günahsız insan varsa onlarda peygamberlerdi. bize düşen şeyi ben şu örneğe benzetiyorum. önünüzde çamurdan balçıkla doldurulmuş bir çukur var ve sizin üzerinzde de bembayaz bir giysi var. siz bu balçıktan tepeden tırnağa çamura batmış bir halde de geçebilirsiniz,itinalı olunursa dizinize kadar batmış olarak da geçebilirsiz ama asla üzerinizde leke olmadan geçemezsiniz. önemli olan en az günahlardan kaçınmak olsa gerek... saygılarla

hidayet Allah'tan

Bu güzel yazıyı paylaştığınız için Allah(cc)razı olsun.İnşallah bu hastalığa bulaşanlara Allah teala hidayet eder.

çok haklısınız

s.a. bende candan katılıyorum... keşke herkes birer Hz.Yusuf
olsa... harika olurdu...Allah razı olsun bu paylaşım için...

Harama Bakmak

Haklısınız.Ama şimdi göz zinasından kaçınmak çok zor.Gençliğin hali ne olacak bilmiyorum.Mini etekli kızlar onların kölesi genç erkekler.Herkesler uçkurunun peşinde.Belki aşılması zor bir engel ama bu ahir zamanda gençlerin yaptığı ufak bir çaba büyük mükafatlarla ödüllendirilecektir.

İnşaallah herkes ders alır...

Hocam Allah razı olsun.Çok güzel bir konuya değinmişsiniz.Gerçekten çağımızın en büyük sorunu olan bir konu...Ama insanlara bu zamanda böyle şeyler çok basit geliyor.Bu tip konuları yobazlık olarak karşılyorlar.Hatta bazı insanlara böyle şeyler çok ayrıntı gibi geliyor.Bize düşen onların da zamanla bu gerçekleri anlaması için dua etmek.Allah önce bizim sonra da onların yardımcısı olsun.Amin...

TEŞEKKÜRLER..

BÖYLESİNE GÜNCEL, İNSANLARI VE DOLAYISIYLA TOPLUMLARI BATAKLIKLARA SÜRÜKLEYEN SORUNLARIN YALIN BİR DİL İLE VE İSLAM'IN IŞIĞI ALTINDA ANLATILMASI HAKİKATEN ÇOK FAYDALI.DÜŞÜNEN BİR İNSAN İÇİN İLAÇ BELLİ.ALLAH RAZI OLSUN.

çözüm

yukarıdaki tüm yorumlarda çok güzel tespitler var Allah razı olsun. Kardeşlerimizin söyledikleri ve ekleyeceklerimi maddelersek İlaçlar:
1-Nefsi uyandıracakHaram ortamlardan uzak durrak öncelikle nefsi uyandırmamaya gayret.(Fiziksel ve sanal ortamlar)
2-nefsi azdıracak macunvari yiyecekleri çok yememek veya oruç tutmak.
3-Manevi ortamlara sık sık giderek manevi silahlarımızı geliştirmek.
4-Manevi Şirketler hükmündeki Cemaatlerden(Cemaat Taassubu Yapmadan) birine intisap.ki hem günahlarla savaşan manevi cihazların tamir ve bakımını yapmak hem de hayırdada hissedar olarak terazinin hayır kefesini lehimize çevirmek.
5-Unutulmamalıdır ki Sonuçta pişmanlık olduğu sürece yüzbininci günah olsa da affolma ümidi vardır. Sakın affolmaz düşüncesiyle tevbeden kaçmayalım.
6-kurtulamadığımız günahlara pişmanlık ve tövbenin yanında hemen akabinde üstünü örtecek hayırlar işlemek.
7-Günah işledikten sonra günahımızı düşünüp diğer insanlara mütavazi olmamız gerektiğini anlamak.
8-Dışarıda ve sanal ortamdaki haram sahnelerde şunu düşünmek: Aslında nefis gördüğü haram sahnede aktif olmak istemektedir. göz ise sadece bakmaktadır bu ayrılık da nefse büyük acı vermektedir. Ey nefis gör ki acısız zehirsiz bir helva helal olan helvadır.
9-Müslüman neden günah işler? Kafirle bu konudaki farkı nedir? Elcevap:Müslüman Allahın Rahmetinin çokluğunu düşünerek sonradan tövbe ederim fikriyle günah işler. Ancak bu şekilde farkında olmaden çoooook büyük manevi zevkleri ve dereceleri kaçırır
da farkına varmaz. Bu manevi zevklerden mahrum olan da ibadetinden zevk almaz bazen ibadeti bırakıp temelli kendini uçuruma yuvarlar. (Allah Korusun)
10-Kötü arkadaşlardan (Allahı hatırlatmayanlardan) uzak durmalı.
11-Evlenerek nefis bir nebze susturulabilir.
12-Ölümü düşünmek. Baki cennetlerde bekleyen hurileri ve elemsiz hastalıksız hayatı düşünerek akşam yövmiyesini alacak umuduyla canla başla çalışan amelenin umudunu taşımak ki dünyadaki peşini de huzurdur.
13-Başarı ümidini kaybetmemek. Ömür boyu yeni temiz sayfalar açmaya gayret etmek.

SADECE ZİNA ETMEMEK BİZİ KURTARACAKMI ?

Neden kimse zekat verme konusunda uzun uzun yazılar yazıp bizleri bilgilendirmiyor. Zekat, sadaka dahamı az önemsiz göz zinasından. Dinimizce helal bellidir haram bellidir. Dinimizin tüm gereklerinede eyvallah başımızın üstünde yeri var. Bizler melek falanmıyız ya? Tövbe haşa. Neden dini yaşanmaz hale getiriyorsunuz. İstanbul gibi bir yerde kimse göz zinasını engelleyemez. Bu benim fikrim tabi. Haa adam gerçekten Allah dostudur, veli zattır ona lafım yok olamazda. Ama bizim gibi dinini seven kusurları çok olsada yinede bir ümitle Allahın ipini tutmaya uğraşan insanlarada lütfen taşıyamayacağımız yük yüklemeye çalışmayın. Bütün mevzu bitti hepimiz Allahın kamil kulları, süper insanlar olduk, dinle ilgili olsun sosyal hayatla ilgili olsun bütün sorunları çözdük tartışacağımız göz zinası kaldı, mastürbasyon kaldı vesaire. Birinizde çıkın yetim başı okşamanın ne kadar ulvi, insani bir davranış olduğundan ve Allahın böyle insanları seveceğinden bahsedin. Örneğin ben artık bıkmış vaziyetteyim göz zinası yapmaktan. Bu halden bende muzdaribim Bazen kendimi bakışlarımı kontrol edip yaşantım adına seviniyorken çoğu zamanda nefsime yenik düşüp çok acı ızdıraplar çekiyorum. Gazetede, tvde yada yolda yürürken bayanlara baktığım için, şehvani şeylerle meşgul olduğum için bende üzülüyorum. Bir dönem hiç bakmamaya çalışırken bir dönem geliyor kendimi tutamayıp bakıyorum. Sonra haliyle farklı günahlara giriyorum tabiki. Neyseki zina olayı bende henüz olmadı. Velhasıl devamlı kendimle mücadele halindeyim. Bu iyi hallerimle kötü hallerim sürekli bir devir dayım içinde. Bu arada tabi hayatımda pis günahlarımın getirdiği acıklı gözyaşlarıda var. Ve elimden geldiğince namaz kılmaya, bırakmamaya çalışıyorum. Ben 26 yaşında bekar bir erkek olarak şunu gördüm ve anladımki insanın hayatı iyi ve kötü, helal ve haram arasında sürekli bir mücadeleye gebe. Ve bu mücadeledende düştüğü yerden kalkmayı bilenler galip ayrılacak. İyiki öbür tarafta adillerin en adili, merhametlilerin en merhametlisi yüce Allah hakkımızda kararı verecek. Yoksa düşünsenize biz insanlarında birbirimiz hakkımızda hükmetme karar verme yetkimizin olduğunu. (Tövbe Haşa) Allah falanca kuluna sen ver dese kararı bu kulumun sevabı şu günahı şu hadi ver kararı dese. Allah muhafaza bizler birbirimizi vay sen göz zinası yaptın, vay sen falancanın şurasına baktın der birbirimizi yakardık. Ben Allahın merhametine sığınmaktan, onu sevmekten ve hatalarıma gözyaşı dökmeten başka bir kurtuluş yolu bulamıyorum. Bilen varsa lütfen benide aydınlatsın. Fakat benim yazdığım yazıdanda kimse şöyle düşündüğüm sonucuna varmasın. Dünyanın hali çok kötü, ahir zamandayız, o yüzden göz zinası, zina, bazı ufak tefek taşkınlıklar vs... yapılabilir. Gibi şeyleri demiyorum ben. Benim anlatmaya çalıştıklarım bunlar değil. Ben başka bir şeyden bahsettim. Lütfen yanlış anlaşılmasın.

güzel yazmıssın kardeşim

güzel yazmıssın kardeşim yanlız şunu da hatırlatmak isterim herşey küçük şeylerden başlar burada ALLAH bize korunmanın yolunu veriyor yaklaşmayın diyor sakının diyor ve bunuda imanımız ölçüsünde yapabileceğimizi söylüyor. doğruları duymak her zaman nefse hoş gelmez ama yapamıyorsak zor geliyorsa imanımızı kuvvetlendirmeliyiz.burda sakın yanlış anlaşılma olmasın ben yapmıyor değilim ALLAH bilir alasını yapıyorum göz zinasının ama bu yazı en azından eğilmem gereken noktayı gösterdi bana imanımı kuvvetlendirmenin yolunu aramalı olduğumun farkına vardım.ameller niyete göredir gayret bizden himmet ALLAH tan

Siteye tekrar bir göz

Siteye tekrar bir göz atiniz. O kadar yetim ac susuz yardima muhtac insanlari birakarak rus karilari ile yiyip icen, fahiselere para yedirenlere kin kusman gerekmiyormu? Biz bir din kardesimizin de zina tuzagina düsüp varini yorunu o yola dökmesine mani olabilmesi icin ipuclari sunmaya calisiyoruz. Bizim vesilemizle imkanlarini fuhsiyata yatirmayanlar insaallah zinadan ve fuhsiyettan uzak yasayan ve Allah icin birseyler yapmak istiyen dilleri kuran sakiyan yetimlerede ellerini uzatacaklardir..

Gözler Nasıl Korunur ?

Hocam yazınız çok güzel. inceliğiniz ve emeğinize çok teşekkür ederiz. Ancak bu konuda fıtratları ikna etmek için bilgi vermek veya yapmayın etmeyin demek insanları pek etkilemiyor galiba. Bediüzzaman Hazretlerinin kitaplarında nasihatten anlamayan insanlara zamanını şartlarının gereği olarak fıtrat dilinde hitap ediliyor. Aklımda kaldığı kadarıyla örnekliyorum orjinal metnin mükemmelliğini tenzih ederim.mesela Sinirli bir insana öfkelenme demek çare değildir diyor. ve ekliyor öfkeni kanalize et doğru yere kullan. mesela şeytana, nefsine, zalimlere buğz ederek hayra kanalize et diyor. HARAMA BAKMAK konusunda yine aynı yöntemle nefsi ikna etmeye çalışıyor. nefsi emmareye seslenip diyor ki Ey nefis sana lezzetli görünen o kadının sunduğu helvanın içinde zehir var. Öncesi lezzetli ise de sonrasında şiddetli karın ağrısı vardır.
3. Ey nefis sen istiyorsun ki lezzet hiç bitmesin. Oysaki manevi zevkler haricindeki tüm haram zevkler zeval oluyor gidiyor. ELEMİN ZEVALİ LEZZET ; LEZZETİN ZEVALİ İSE ELEMDİR kaidesince mütedeyyin yaşam dünyevi cennetin çekirdeği olduğu gibi maneviyatsız yaşam da sonuçları itibarıyla içinde dünyevi cehennem hükmündeki zehirli zakkum tohumunu içinde barındırıyor.
2. Örnek: O baktığın arzuladığın kadınlar senin olmadığı için nefis aynı zamanda acı çekiyor. (başka yerden alıntı)

CAGIMIZIN HASTALIGINA ILAC SERPIYORSUNUZ

YAZILARINIZ COK GUZEL HER KONUDA BILGILENDIRIYORSUNUZ ALLAH RAZI OLSUN

gözlerin korunmasi

Ben Almanyadan yaziyorum. Göz zinasi denince akla ilk gelen beldelerdendir burasi. Imdat sEzer in yazdiklarina bir noktada
katilmiyorum. Gözlerinizi zinadan koruyun emri her ne kadar direkt bakan kisilere söylenmissede, zina ortamini ortadan kaldirmak konusunda en azindan pasif tavirlar alinabilir.
Bir insanin plaja gidip veya genelevin önünden gecip sonrada bakmamaya calismasi, soguk havaya yigitlik yapmaya benzer.
Sehvet akla her zaman galip gelebilecek en büyük nefsi arzudur.
Bir bilgisayar a giren virüs gibi akli icerden felc eder.
Yusuf AS. in Belkis ile gecen dahisesinde, kendisi o ortamda kalip kadina zinanin kötü oldugu üzerine ders vermeyip bilakis o ortamdan kactigina isaret etmek isterim.

Buradan cikan sonuc sehvet deliklerinin kapatilmasidir.
Yani sehvete sürükleyen ortamlardan da kacmak gerekir. Bir baska örnekle bu konuyu söyle degerlendirmek istiyorum. Zina veya göz zinasi ortamina düsen birisinin hali vahsi bir köpekle bir odaya kapatilan bir insan gibidir. Köpek saldirmasada insan tedirgin olur, hareket etmeye korkar. Bir saldiri durumunda ise insan kaybedecegini bilir. Iste insanin kendi nefsi ile mücadelesi bazen öyle ortamlarda gelisirki, orada yigitlik yerine kacis asil galibiyeti getirir.
Öte yandan sokaklarin sehvet yönünden emniyetli oldugu ülkelerde bile, televizyon ve internet kanali ile seytan zayif insan nefislerini avlamayi bilir. Bu ortamlar sokaklardan daha tehlikelidir, zira insan bir odaya kendisini kilitleyip diger insanlarin bakislarindan rahatsiz olmadan nefsini tatmin etmeye calisabilir.
Buradada en etkili cözüm bu araclarin en azindan insan uzun vadede nefsine hakim oluncaya kadar bertaraf edilmesidir.
Tabiiki sokaklardaki insanlar bertaraf edilemez, onlar yaptiklarindaki kötülügü idrak edemedikleri icinde onlarla tartismak da manasizdir. Lakin burada bizler yetiskinler olarak
aklimizi ve nefsimizi korumaya calisabilsekde cocuklarimizi onlar farkina varmadan bilinc altina giden deneyimlerinden koruyamiyoruz. Yani bir yetiskin Allahin ayetlerini idrak edip uygulamaya calisabilir ama ya cocuklarimiz bu kadar müstehcenligin ortasinda gördüklerinin dogal ortam olduguna inanirlarsa neler olur?
Bir baska önemli hususta insanlarin hep genc ve güzel kadinlarin
fizyolojisine ragbet etmesi. Ben sahsen genc insanlarin bazi sapiklar haric cirkin, sisman ve yasli insanlara baktigini zannetmiyorum.

Bakin gözleri korumak konusunda benim pratik tavsiyelerim neler:
1. Herseyden önce müstehcen ortamlardan uzak durmak veya azamiye indirgemek
2. Sehvetin her zaman akla baskin gelebilecegini bilip, hic bir zaman acaba simdi bakmadan gecebilirmiyim diye beyhude deneyimlerden kacinmak.
3. Bir baskasinin kendi es, cocuk ve akrabalarimiza ayni gözlerle bakmasindan duyacagimiz rahatsizligi düsünmek.
4. Insan kalbi civali termometre gibidir. Sicaklik ne zaman had safhaya varirsa civa seviyesi tavan yapar. Harareti düsüren seyler ibadet ve salih amellerdir. Bunlarla mesguliyetin dozaji nispetinde civa seviyesi geriler, bunlar azalirsa hararet artar.
Ibadet ve salih amellerle arasi olamayipda yinede ahlaki acidan müstehcenlikden rahatsiz olanlar kendilerini calismaya vererek
hararetlerini dindirebilirler.
5. Evlenmek ve oruc tutmak sehvet karsisinda en büyük silahdir.
6. Stres ortami sehveti körükler. Insan gerildigi zaman kendisini rahatlatacak seyler arar. Stres baska türlü atilmalidir.
7. Dogal olarak Allah korkusu tasimak yasaklardan sakindirir.
8. Sehvet sadece müstehcenlikten ibaret degildir. Mesela agizinda sehveti vardir. Sehvet arzularinin agir basmasi nefsimizin kudreti ilede dogru orantilidir. Tasavvufta nefis bir insana benzetilir ve ciliz olmasindan yada bakimli olmasindan bahsedilir. Öyle ise nefsin ac birakilmasi gerekir.
Buda nefsimizi azdiran aliskanlik ve davranislardan uzak durmak ile olabilir. Mesela sigara ve icki aliskanligi, futbol hastaligi, cok ve cesitli yemek aliskanligi gibi seyler nefsi formda tutarlar. Formda bir nefis ile mücadele ise örnegini verdigim vahsi köpek ile ayni odaya kapatilmaya benzer.
9. Dua bütün bu tedbirleri cevreleyen kapsüldür

Allah nefs ile mücadelede göz zinasindan uzak durmakda hepimize yardimci olsun, amin.

bu yazıda katılınmayan

bu yazıda katılınmayan noktanın olması çok tehlikeli bi uçurumun kenarında olunduğunun delaletidir. ALLAH korusun

hedef belli yavaş yavaş inşallah olacak

ellerinize sağlık abiler çook güzel olmuş düşünce ufkumm biraz daha genişledi çook şükür

Göz Emanetii

Mü'min erkeklere söyle... Mü'mine kadınlara söyle...

Açıkçası, iki âyet de ?iman? vurgusu taşır. Devamla gelen emre uymanın ?iman?la ilgisini açıkça gözler önüne seren bir vurgudur bu. Her iki âyet, ?gözünü haramdan koruma?nın ancak mü?min için sözkonusu olduğunu; onun da bunu imanı derecesinde başarabileceğini ihsas eder. Saniini ve Sahibini tanımayan biri, gözün kendisine Rabbi tarafından verilmiş bir emanet olduğunu hiç mi hiç tanımaz. Gözü emanet olarak tanımayan biri, elbette, onu emanet sahibinin emir ve izni dairesinde kullanma yükümlülüğünü de derketmez. Bunu derketmeyen biri, elbette, aksi halde emanete hıyanet edeceğini de düşünmez. Sonuç olarak, böyle birinin gözünü haramdan koruması sözkonusu olamaz.
...
Metin Karabaşoğlu'nun yazısında anahtar paragraflardan biri de bu üstte alnıtladığım paragraf olsa gerek..

Emir hem mü'min erkeklere,hem mümin kadınlaradır...

Ve gözleri haramdan koruyabilmek,en önce gözü nimetinin bizlere veriliş hikmetini anlamaktan geçmetedir.

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?: