try another color:
try another fontsize: 60% 70% 80% 90%
ZehirliOk.COM
Sağlık, Huzur, Mutluluk, Aile Ve Evlilik

GÖZLER NASIL KORUNUR

Hayatın en açık gerçeklerinden biri, kuralsız yaşanmadığıdır. En başta, hayat, bir kuralın meyvesidir. İçinde yaşadığımız kâinat, her zerresiyle, bir ?kural?la birlikte vardır. En küçük zerreden en büyük galaksilere kadar her bir şey, bir düzene tâbidir. Tüm mevcudlar ve tüm canlılar, varoluşlarıyla, ?kural? denilen evrensel bir gerçeğin varlığını fısıldar.

Öte yandan, insan, sair mahlukların aksine, duygu ve tutkularına sınır konulmamış bir canlıdır. Karnı doymuş bir aslan, yanından geçen en körpe ceylana bile yan gözle bakmaz. Bir ağaç ihtiyacı kadar suyu alır, biraz daha almaya kalkmaz. Oysa insan, sınır konulmamış duygularıyla, hep daha fazlasını ister. Dünyayı da yutsa, yine tok olmaz. Karnı doysa, yarın için saklar. Yarın için saklasa, önümüzdeki hafta için biriktirir. İşi aylara, yıllara, çoluk-çocuğuna ve sonraki tüm nesillere kadar uzatır; durmaksızın yığar, durmaksızın biriktirir. Duygularına sınır konulmadığı için, sık sık, diğer insanların hakkına da göz diker. Hatta, başka bütün varlıkların hukukuna ilişir.

Dolayısıyla, bir ?kural?ın varlığı kadar küllî bir gerçek daha vardır: Duygularına fıtraten had konulmayan insan için, onu sınırlayan belli kurallar koyma zarureti.

Bunun alternatifi bazı insanların başka insanların hakkına saldırmasıdır. Hatta, şu asırda yaşanan ekolojik ve nükleer felâketlerin açıkça gösterdiği gibi, bütün canlıların ve bütünüyle kâinatın varoluşunu tehlikeye atmasıdır.

İnsan için bir ?kural? koyma gereği böylece anlaşıldığında ise, karşımıza şu soru çıkar: Kuralı kim koyacak?

İnsanlık tarihinin belki de en can alıcı sorusudur bu. İnsan, tek bir Yaratıcının varlığını anlayarak ?Hüküm O?nundur? mu diyecektir? Yoksa, o Yaratıcıya ortaklar koşmasıyla birlikte, kural koymada da ortaklar mı icad edecektir? Meselâ, tüm kâinatta geçerli kuralları ?tabiat,? ?tesadüf,? ?zaman? ve ?kuvvetler?e mi mal edecektir? Keza, beşerî hayatta ?ben,? ?toplum,? ?çağ,? ?ulusal çıkarlar,? ?devletin bekası? gibi kural koyucular mı öngörecektir? Veya, bu unsurlardan sadece birini, meselâ kendisini kural koyucu ilan ederek ?biricik ben?e mi tapacaktır? Yahut, kural koyuculuk payesini faşizm ile devlete, sosyalizm ile işçi sınıfına, kapitalizm ile sermayedar kesime, aristokrasi ile asillere, milliyetçilik ile ırka mı verecektir?

Bir bütün olarak insanlık tarihine şekil veren en can alıcı hususlardan biri, budur. Bütünüyle düşünce tarihi, baştan sona, bu eksende döner durur. Ve dönüp kendi hayatımıza baktığımızda, o kısacık ömür içinde en temel konularımızdan biri olarak karşımıza yine bu husus çıkar.

Öte yandan, bu sorunun, insan, âlem ve kâinat anlayışımız ile doğrudan bir ilgisi vardır.

İnsanı kendiliğinden var olmuş varsayan birinin, kuralı ben koyarım demesi herhalde beklenen bir durumdur. Onu var eden devlet ise, kural koyma hakkı elbette devletindir. Keza var eden ırk ise, kuralı koyan da ırk olacak; yok eğer toplum ise, kuralı toplum koyacaktır.

Bu bakımdan, ?Kuralı ben koyarım? diyen bir kişinin, bunu temellendirmesi, yani kendi kendine varolduğunu isbat etmesi gerekir. Keza, ?Kuralı toplum koyar? diyen birinin varoluşunu topluma borçlu olduğunu göstermesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Var eden başka, kural koyan başka ise, açık bir çelişki sözkonusudur.

En başta insan fıtratı, bu çelişkiyi berrak bir şekilde ortaya çıkarır. Bir anne, kendisi çocuğunu dövüyorsa bile, başkasının en ufak bir fiskesine razı olmaz: ?Sen benim çocuğumun terbiyesine karışamazsın.? Eşinin kendisine kulak asmayıp başkalarını dinleyerek hareket etmesini normal karşılayan bir koca yoktur. Sahibi olduğu fabrikayı, kendisinin görevlendirmediği birilerinin kendi akılları uyarınca yönetmesine ses çıkarmayan bir patron; memurlarının emri kendinden değil, başkalarından almasına izin veren bir müdür hayal bile edilemez.

İnsanlık tarihine mührünü vuran ve de gündelik hayatımızda yaşadığımız böylesi hakimiyet mücadeleleri bir gerçeğin altını çizer: ?Malikiyet kiminse, hâkimiyet onundur.? Diğer bir deyişle, birşeye ilişkin kuralı, o şeyin sahibi koyar.

İşte bu sırdan olsa gerek, Kur?ân sayfaları arasında, insana sık sık sahibi ve maliki hatırlatılır. Tesadüfen var olmadığı, onu yapan Birinin olduğu uyarısı yapılır. Meselâ Şems sûresi, güneşe, aya, gündüze, geceye, semaya ve yeryüzüne dikkat çekerek başlar ve birdenbire insanın yaratılışına geçer. Başka birçok sûrede insana ?anılmaya değer birşey değil? iken, ?değersiz bir su?dan aşama aşama insan sûretini alışı; doğumundan sonra acizler acizi bir vaziyette iken en saf gıdayla beslenişi; bizatihî yürümeye ve karnını doyurmaya bile kâdir değilken hadsiz nimetlere mazhar edilişi sık sık vurgulanır.

Ve bütün bunlar arasında, tekrar tekrar, şu soru sorulur: ?İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır??

Cevap bellidir. En küçük bir sineği bile birçok hikmetle yaratan, insanı elbette başıboş bırakacak değildir. Kâinatı şeriksiz ve nazirsiz idare eden, elbette insanı başka ellere teslim etmeyecektir.

Mâlik-i Zülcelâl O?dur. Mülk O?nundur. O halde, hüküm de O?nun olacak; lâf olsun diye yaratmadığı ve de başıboş bırakmadığı insan için, varediş amacı uyarınca belli kurallar koyacaktır.

Nitekim, Kur?ân, bir yanda insana kâinatın mâlikini ve kendi sahibini hatırlatırken, öte yandan kurallar koyar. Bu kuralların ?şakacıktan? konulmadığı konusunda da çok net uyarılarda bulunur. Gelen emri kulak ardı eden kimi geçmiş kavimlerin akıbetine dikkat çeker sözgelimi. Yahut, ?Kuralı ben koyarım? diyen Nemrut, Kârun veya Firavun?un hüsranıyla uyarır.

Gelen her bir emir, açık bir imanî talim de taşır. Kur?ân?la gelen her bir kural, imanî bir hatırlatma da yüklüdür. Meselâ, duygularına had konulmayan insan, midesini doldurma pahasına ona buna saldırabilir. Oysa Kur?ân, o midenin ve ona giren nimetlerin Rabbi namına konuşur: ?Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz.? İnsan iki ayağını sokaktan bulmuş değildir. O ayaklar adi birşey olup, başkalarınca verilmiş de değildir. Kur?ân, ayağı veren Biri namına hitap eder: ?Yeryüzünde böbürlenerek yürüme.? Kadınlara daha latif bir hal verilmiştir. Ama ola ki sahiplenir, ve nefisleri namına kullanırlar. Meselâ, sair insanları kendilerine râm edecek yürüyüşler icad ederler. Kur?ân, o latif biçimi veren Biri namına konuşur: ?Cahiliye kadınları gibi, vücudunun hatlarını belli edecek şekilde yürüme.? Keza, bir kudret harikasıdır göz. Bütün bir kâinatı küçük bir noktaya sığdırır, aklımızın önüne koyar. Ama insan o gözün malikini unutup, nefsine mal edebilir. Kur?ân, o gözün sahipsiz olmadığını, insanın da malı olmadığını hatırlatarak, o gözü veren Biri namına konuşur: ?Gözünü kaydırma.? ?Gözünü haramdan koru.?

Böylesi tüm emirler, açık bir mesaj taşır: Malikiyet kimin ise, hâkimiyet onundur. Mülk kimin ise, hüküm de onundur.

Açıkçası, böylesi âyetler bizi yaşadığımız çelişkiyi gidermeye davet eder. Çelişki, mülkü başkasına, kuralı bir başkasına vermemizdir. İnsan, gerçekten gözünün asıl sahibi ise, onu istediği gibi kullanır?burada bir çelişki yoktur. Ama o göz ona emaneten verilmiş ise, asıl sahibi başkası ise, o gözü ancak o Mâlik-i Hakikî?nin izni ve emri uyarınca kullanabilir. Emaneten verilmiş olan, asıl sahibi olmadığı gözü kendi keyfince kullanamaz?çelişki buradadır. Bu çelişkiyi aşmanın ise yalnızca bir yolu vardır: Gözü, onu verenin veriş amacına göre kullanma.

İşte Kur?ân, bütün olarak kâinatı yaratanın, kâinat içinde insanı yaratanın ve insana ?görecek gözler? verenin O olduğunu hatırlatmasıyla birlikte emirler verir: ?Gözlerini haramdan korusunlar.?

Bu emirler, bir yönüyle celâl yüklüdür. Çünkü, emre kulak asmayanlar için, çok açık tehditler de içerir. O emri veren emanet sahibinin herşeyden haberdar olan, izzetli, hesabı çabucak gören bir Rab olduğunu da bildirir; emrine uymayanları ?va?dedilen azab?la müjdeler! Ateşin azabını tadacağı gün konusunda uyarır.

Öte yandan, celâl yüklü bu emirler, bir cemal de içerir. Onlar, meselâ şu azametli gökyüzünü ürpertici ama son derece güzel bir manzara sûretinde gözümüze arzeden; dağların ve dağ gibi dalgaların azameti içinde eşsiz bir güzellik ve son derece hayatî faydalar derceden bir Rabbin emirleridir. Dolayısıyla, nefse ağır gelen bütün bu emirler, esasen insan içindir. Hatta, nefsin tüm duygular üzerindeki tahakkümünü kırdığı halde, nefsin de hayrınadır. Şefkat haddi aşmış bir hırsıza seyirci kalmayı mı gerektirir; yoksa ?Vazgeç, haddini bil, cezadan kurtul? diye uyarmayı mı?

Kur?ân?da yer alan bütün emirlerin hem celâl, hem de cemal barındıran bir muhtevası vardır.

Kur?ânî emirlerden özellikle biri ise, açık-saçıklığın kol gezdiği, çıplak bacaklar karşısında akılların baştan gittiği, hayasızca gözler önüne serilen vücut hatları karşısında kalblerin nefislere esir edildiği bir vasatta, akıl, kalb ve ruhuna rağmen gözlerini adi bir röntgenci durumuna düşüren bizler için manidar dersler taşır:

?Mü?min erkeklere söyle: Gözlerini harama kapasınlar, ırzlarını da korusunlar. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah onların yapmakta olduklarından haberdardır.?

Bu âyetin ardından, hanımlara yönelik bir âyet gelir. Bu âyette de, her iki emir tekrarlanır.

Her iki âyetin başlangıç hitabı manidardır: ?Mü?min erkeklere söyle...? ?Mü?mine kadınlara söyle...?

Açıkçası, iki âyet de ?iman? vurgusu taşır. Devamla gelen emre uymanın ?iman?la ilgisini açıkça gözler önüne seren bir vurgudur bu. Her iki âyet, ?gözünü haramdan koruma?nın ancak mü?min için sözkonusu olduğunu; onun da bunu imanı derecesinde başarabileceğini ihsas eder. Saniini ve Sahibini tanımayan biri, gözün kendisine Rabbi tarafından verilmiş bir emanet olduğunu hiç mi hiç tanımaz. Gözü emanet olarak tanımayan biri, elbette, onu emanet sahibinin emir ve izni dairesinde kullanma yükümlülüğünü de derketmez. Bunu derketmeyen biri, elbette, aksi halde emanete hıyanet edeceğini de düşünmez. Sonuç olarak, böyle birinin gözünü haramdan koruması sözkonusu olamaz.

Aynı şekilde, bir Yaratıcıya inandığı halde, o inancı hayatına taşımayan; yalnızca kendisini darda hissettiği anlarda bir ?emniyet sübabı? veya bir ?yedek lastik? olarak o imana müracaat eden bir gaflet ehli de bu emre kulak asmayacaktır. İstese bile, asamayacaktır. Çünkü, iç dünyasını her daim o Yaratıcının huzurunda olma şuuruyla diri ve uyanık kılmayan biri, vitesi boşalmış bir araba yahut dümensiz bir kayık misalidir. Eğime ve akıntıya uyar, nefis ve hevası onu nereye sürüklerse, oraya sapar. Vicdanı onu Yaratıcının emri ve de ahiret konusunda uyarsa bile, bunun bir faydası olmaz. Çünkü, ahiret o gaflet anında çok uzaklarda gözükür. Oysa, önünde nefsinin iştihasını kabartan bir manzara vardır. Ve nefis tam bir miyoptur; yalnız önündekini görür, ileriyi görmez, âhireti düşünmez.

Aynı şekilde, bir Yaratıcıya inanan, ama onu esma-i hüsnasıyla tanımayan biri de bu emri uygulamakta zorlukla karşılaşacaktır. Sözgelimi o Yaratıcıyı Hakîm ismiyle tanımayan; her bir mevcuda birçok hikmetler yüklediğini; meselâ bir ele veya bir ağaca binlerce vazife gördürdüğünü bilmeyen biri, o emirde de hikmet görmeyecektir. Görmediği için de, o hikmetli emre uymayacaktır.

Keza, meselâ Rahîm ve Hannân ismini tanımayan biri de bu emre uymakta zorlanacaktır. Kâinat, her bir mevcuduyla, küllî bir rahmet ve şefkat hakikatini fısıldar. Her âciz, acziyetine mukabil, eşsiz bir merhamet ve şefkatle doyurulur?herşeye ihtiyacına en uygun rızkı hazırlayan eşsiz bir Rahman-ı Rahîm?dir O. Hem, acziyetin büyüklüğü ölçüsünde, muhatap olunan merhamet ve şefkat de ziyadeleşir. Bebekler ve yavrular, bunun en açık örneğidir. Böylesi bir merhamet sahibi, elbette, eşsiz bir pırlantayı demirciler çarşısında hurda fiyatına satmaya kalkışan insanı rahmeti ve şefkati gereği uyarır. Ona verdiği gözün ne kadar da değerli olduğunu; onu harama kaydırmanın benzersiz bir elması basit bir cam parçası, eşsiz bir mücevheri bir hurda demir yerine koymak anlamına geldiğini bildirir. Oysa, o göz, haramdan uzak kılınsa, Rabbi namına bakacağı sayısız güzelliğin yanında, yine Rabbi namına kendi helâline de bakacaktır. Ama, bu helâl-haram, emir-nehiy dengesi içinde gözün Sanii ve Sahibi her zaman hatırda olacaktır. Çiçeğe de baksa, eşine de baksa, bakışını emr-i ilâhî belirlediği sürece, O?nu hatırda tutarak, O?nun namına, O?nun sanatını takdir ve tefekkür hesabına bakmış olacaktır. O göz, bütün kâinatı sayısız hikmet ve güzellikler içinde yaratan bir Rabbe nisbetle eşsiz bir değer kazanacak; otuz senede sönmeye yüz tutan basit bir et parçası hükmünde olmayacaktır. Ki, herşeye gücü yeten bir Kadîr-i Rahîm, verdiği gözü O?nun namına kullanan bir kuluna, bütün o san?atlı yaratışındaki sayısız güzelliği O?nun namına temaşa etmesi için, ebedî cennetlere lâyık gözler de verir! Buna muktedirdir.

Öte yandan, o emrin sahibini Rahman, Rahîm ve Hannân isimleriyle tanımayan biri, bütün bu anlamlardan uzak olacaktır. Emrin içerdiği rahmet ve şefkati göremediği için de ya emre zoraki uymaya çalışacak; açıkçası, pek de uyamayacaktır.

Bu bakımdan, her iki âyet, daha en başta ?mü?min erkekler? ve ?mü?mine kadınlar? tanımıyla, meselenin kilidini açmış olur. Oysa, çoğu kez bu kilit nokta kaçar gözümüzden. O yüzden, kapıyı zorlayarak açmaya çalışırız. Açamadığımız, gelen emre lâyıkınca uymayı başaramadığımız için de, içimizi hem suçluluk, hem de ümitsizlik duygusu kaplar. Oysa, daha en baştaki iman anahtarına hakkını versek, gerisi daha kolay gelecektir?tıpkı, bir emir vahyolunduğunda, tereddütsüz uyan sahabiler gibi. Sahabilerin emri duymaları ile emre uymaları arasında, bizim yaşadığımız gibi uzun zaman fasılaları olmadığı bilinen bir vâkıadır. Çünkü, onlar Kur?ân-ı Hakîm?in verdiği iman dersini, Resul-i Ekrem?in (a.s.m.) sunduğu marifetullah ve muhabbetullah talimini hakkıyla özümsemişlerdir. Vahiyle gelen her emri, bütün âlemleri ve insanı yaratan; hikmeti, rahmeti, şefkati ve kudreti sonsuz; bütün güzel isimler O?nun olan bir Rabb-ı Rahîmden bildikleri için, teslimiyette ne bir tereddüt, ne bir gevşeme, ne bir zorluk göstermişlerdir.

Hem, o emri veren, insanı bu fıtratla yaratandır. İnsan için en fıtrî ve en uygun hali, Fâtır-ı Hakîm?den başka kim bilebilir? Kim o fıtratı verenin üstünde söz söyleyebilir?

Fâtır-ı Hakîm, bu emriyle, bizi fıtratımızın gereği olan bir duruma davet eder. Gözünü haramdan sakınmama, her önüne gelene bakma, fıtratla çelişen bir durumdur. Çünkü, insana verilmiş hadsiz duyguları tek bir duygunun emrine verir. İradesini hükümsüz bırakır. Şu çağda örnekleri çok açık biçimde görüldüğü üzere, bütün hayatını, bütün dünyasını ve bütün düşüncesini uçkurunun hizmetine veren insan bozması kişilikler ortaya çıkarır. Nitekim, bugün nice göz harama bakarken, nice el, nice dil, nice akıl, nice ayak, nice hâfıza da ona eşlik etmektedir. Biraraya geldikleri anları gördükleri haram manzaraların sözünü ederek geçiren; yalnız kaldıkları zamanı da yine o haram manzaraların hayaliyle harcayan nice insan mevcuttur. Nice gözler, nice akıllar, nice ömürler bu yolda heder olup gitmektedir. O kadar ki, bu ruh hali içinde, gördüğü her insanı yalnız maddî bir sûrete indirgeyen, hatta o maddî sûretin de yalnızca belli kısımlarına bakan marazî kişilikler ortadadır. Başka bir amaçla söylenen sözlerden dahi cinsel çağrışımlar çıkaran marazî tipler mevcuttur.

Gözlerin harama kaymasının imanî bir zaafın eseri olup bu zaafı giderek beslemesinin yanısıra, insanı insanlıktan sukut ettiren böyle bir boyutu da vardır. Bütün kâinatı kapsayıp kuşatacak duygu ve kabiliyetlerle donanmış insanı uçkuruna hapsettiren; karşı cinsten olan insanları belli organlara indirgeyen; ?insan? tarifini bu denli bayağılaştıran bir boyuttur bu. Bu halin aile ve toplum hayatında getirdiği olumsuzluklar ise, işin ayrı bir yönüdür.

Peki, bu açıdan bakılırsa aslında bütün insanları ilgilendiren bu konuda Kur?ân neden yalnızca ?mü?minler?i muhatap almaktadır?

Çünkü, insan ancak imanının derecesi nisbetinde bu emrin içeriğini anlayabilir. Ancak imanı derecesinde gözünü Rabbinin yarattığı güzellikleri Rabbi namına ve Rabbinin izni uyarınca kullanma yükümlülüğünü kavrayabilir. Ancak imanı ile, gözünü nefsin elinde adi bir röntgenci kılan her tavrın emanete hıyanet anlamı taşıdığını bilebilir.

Ve ayrıca, insan ancak imanı derecesinde gözünü haramdan koruma iradesi gösterebilir.

Yoksa, imandan nasiplenmeyen en iradeli, en mert ve makamca en yüksek insanların bile gözünün önüne bir haram iliştiğinde nasıl basitleştiğine ve bayağılaştığına dair bir dizi gözlem hemen her insanın hafıza kaydında vardır.

Her iki âyetle gelen ?gözünü haramdan koruma? emrinin manidar bir veçhesi de, öncelikle içe dönük bir çabayı emrediyor olmasıdır. Gerek mü?min erkeklere, gerek mü?mine kadınlara söylenen ilk söz ?Gözünüz önüne gelen haramları ortadan kaldırın? değildir: ?Sen gözünü koru.?

Bu, Kur?ân?ın önceliği insana veren, düğümü fertlerde çözen genel üslubunun manidar bir yansımasıdır. Çünkü, problemin kökü, ?dış dünya?da değildir; içimizdedir. İç dünyası muhkem, iman kalesi sağlam olan biri, tüm dünya haram tablolarla dolu olsa bile, sarsılıp sapmayacaktır. Dış dünyada nice haram mevcut olsa bile, imanın içerdiği haya, şuur ve uyanıklık hali içinde, Rabbinin huzurunda olduğundan gafletle, kendini pazarlayan süflîlerin peşine düşmeyecektir. Hayası, edebi, sabrı ve sebatı buna izin vermeyecektir.

Nitekim, Yusuf (a.s.) kıssası, bunun bir örneğidir. Önünde kendini tüm zinetleriyle sunan birdünyalar güzeli karşısında, Yusuf?un tavrı, gözünü ve sırtını dönmek olmuştur.Yusuf aleyhisselâm, Kur?ân?da övgüyle aktarılan bu haliyle, tüm insanlığa şu dersivermektedir: İnsan, eğer ?gözünün sahibi?ni tanır ve O?nun emrini hakkıylabilirse, en ?baştan çıkartıcı? manzara bile onu baştan çıkartamaz.

Ki, Yusuf kıssasının birörneğini oluşturduğu peygamber kıssaları, gün gelip koca bir toplumu kendiyolunun yolcusu kılan nebilerin, yola tek başına koyulduklarını açık açıkortaya koymaktadır. Nebiler, fıtratların bozulduğu, Allah?ın ve ahiretinunutulduğu, insanların nefislerinin istediği gibi davrandığı bir ortamdagelmişlerdir. Ortam onları değiştirmemiş, bozulmuş bir ortamda birer imanabidesi olarak sarsılmadan kalmış; sergiledikleri imanî şuur ve irade ile onlarortamı değiştirmişlerdir.

Ortada bir ?haram? varsa,bundan uzak durmanın yolu, o haramı kaldırmaktan değil, öncelikle kendini oharama karşı korumaktan geçer. Tepeden inme halledilmiş hiçbir şer hali yoktur.O takdirde belki şer zahiren ortadan kalkmakta, yeraltına çekilmekte, ama içteniçe, alttan alta varlığını sürdürmektedir. Aslolan, sokak manzaralarına elatmak değil, gözlerimizi bu ?haram?lardan korumamızı mümkün kılan bir imanîdonanıma ulaşmaktır. Bu yol diğerine göre daha zor ve uzun gözükür. Oysa kısave kolay olan, işte bu yoldur. Diğerinde yalnızca ?görüntü? kurtarılmakta;hastalık satıh altında öylece kalmaktadır. Yusuf misali bir imanî donanımaerişip Rabbin emaneti olan gözleri Rabbin rızasına uygun bir şekilde kullanıp?haram?dan koruma cehdiyle yaşanırsa, haram tüm dünyada kol gezse dahi, gözlerondan sakınacaktır.

Kaldı ki, haram manzaralaresasen gözlerin harama bakmaya talip olduğu bir ortamda arz edilir. Züleyha?yıhidayete getiren, Yusuf?un onun sergilediği harama karşı gözünü sakınması değilmidir? Meselâ kadın çıplaklığını ele alalım: Erkekler imanî bir şuura erişipgözünü haramdan koruduğunda, hangi kadın açılıp saçılarak sokağa çıkar? Onunsokağa o vaziyette çıkışının ardındaki dürtü, gözünü haramdan korumayanerkekler tarafından zinetlerine bakılması değil midir? Demek, mü?min erkeklergözlerini haramdan koruduğunda, kadınların açılıp saçılmaması yolunda entemelli adım da atılmış olmaktadır.

Bu bakımdan, tesettüremrinin, ?mü?min erkekler?in gözlerini haramdan sakınmasını emreden âyetinardından gelmesi elbette manidardır.

Nur sûresinin 30. âyeti,mü?min erkeklere, ?gözlerini haramdan sakınma?larını emrettikten sonra, ikincibir emir daha verir: ?ferclerini [ırzlarını] koruma.? Bu da, manidar birhusustur. Zira, ferclerin zinaya düşmesinin ilk basamağı, gözlerin haramabakışıdır. Göz harama kaydığında, irade hükümsüz kalmış ve akıl nefsin çekimalanına girmiş demektir. Gözü harama kaydıran nefis, bu haram yolculuk nihayeteulaşmadan teskin olmayacaktır. Gözü Rabbinin emaneti bilip öylece kullanmaktanuzaklaşmanın varacağı yer, fercin de Rabbin emaneti olduğundan gafletle onunbir zina aleti derekesine düşürülmesidir. İsra sûresindeki ?Zinaya yaklaşmayın?emrinin de dikkat çektiği gibi, tüm şehvanî şeylerde en kritik husus,yaklaşmaktır. Nefsin hoşuna giden, şehveti kabartan hususlarda, bir eşiknoktası vardır: o geçildi mi, gerisi çorap söküğü gibi gelir. Meselâ, açıkbacaklara bakan bir göz, onunla yetinmez, daha fazlasının izini sürer. Dahafazlasına eriştikçe, teskin olmak bir yana, daha da azgınlaşır. Ardından, hayalve heves gibi duyguların da tahrikiyle, ?zina? gibi bir son durağa doğru hızlayol alır. Çünkü, ?gözü haramdan korumama? gibi eşiklerde, artık iradeyi devredışı bırakan, insanı kalben ve vicdanen istemese bile günahın son kertesinesürükleyen şeytanî bir çekim vardır. Sonuçta, bugün gözünü haramdan sakınmayan,yarın fercini de koruyamaz. Nitekim, bir bütün olarak şu çağ ve şu toplum,bunun aşikâr örnekleriyle doludur. Öte yandan, göz haramdan sakındığında, fercde harama bulaşmayacaktır.

Rabbimizin, öncelikle?gözünü haramdan sakınma?yı emredişinde, şu çağda ve şu toplumda bilfiilgözlenen bir boyut daha vardır.

Son bir asır içinde, gazeteve dergi sayfaları, sinema filmleri, TV programları ile insanların giyimleri veyaşayışları arasında, şöyle bir bağlantı karşımıza çıkar: Bütün sefahet,rezalet ve müstehcenlikler, ilk olarak dar bir kesimde kendini ifade imkânıbulmuştur. Bu kesim ya ?sosyete?dir, ya ?sanatçı?lar zümresidir yahut herikisidir. Bu dar zümre içinde dahi, herkes aynı açık saçıklığı aynı andairtikap etmez. Bir baloya o güne kadar kimsenin giymediği bir açık kıyafetlegelen bir sosyete kadını, belki ilk anda yadırganır; ama bir eşik aşılmış olur.İçinde böylesi bir meyil olanlar, ?yapılabilir? olduğunu görür ve yapmacesaretini?daha doğrusu cür?etini?bulurlar. Dar kesimde sergilenen biraşırılık, gazete ve sayfalarıyla umuma arzedilir. Diğer yandan, film karelerinede benzer dozajda bir aşırılık taşınır. Bu ?kitle iletişim araçları?ylasözkonusu aşırılığı seyreden toplum, göre göre, zaman içinde bunu ?kanıksar.?İlk anda ahlâksızlık olarak görüp tepki verdiği şey, göre göre ?normal?leşir.Normalleşince, kendisi de öyle yapar. Bu esnada, sözünü ettiğimiz dar kesimdedaha ileri bir aşırılık sergilenmekte; o, bu kez ona tepki vermektedir. Amaüç-beş yıl sonra, göre göre onu da ?normal? görür hale gelip uygulayacaktır.

Nitekim, ?gözünü haramdansakınmayan,? kural koyuculuk makamına ?çağ?ı, ?toplum?u ve ?kendi?ni de oturtaninsanların üç-beş yıl sonra nasıl giyinip nasıl dolaşacağını bugününfilmlerinden, sosyete sayfalarından, sanatçı kostümlerinden, TV sunucularınınkıyafetinden.. çıkarmak mümkündür. Bakan kanıksar, kanıksayan normal görür,normal gören uygular!

Yüzyıl önce tiyatro İslâmtopraklarına girdiğinde, artistler yalnızca boynu açıkta bırakan bir türbanlasahneye çıkmışlardır. Göre göre bu tarza alışılmış; boynun açıkta kalmasıtesettür emrine aykırı olduğu halde, ?gözü haramdan koruma? emri çiğnendiğiiçin, bu noktadaki hassasiyet aşınmıştır. Ardından türban da atılarak saçlartamamen açılmıştır. Aynı şekilde, kolu bileğine kadar örten elbiselerin yeriniyarım kollu elbiseler almış; bir adım sonra kolsuz elbiseler gelmiştir. Minieteğe giden yolun başında, topuğun yalnızca bir karış üstüne çıkılan modellervardır. Onu diz boyu modeller, onu da dizin beş parmak üstüne gelen modellerizlemiştir. Kısalma adım adım devam etmektedir.

Kısacası, hususî birhayasızlığın umumîleşmesi görme yoluyla gerçekleşir. Göz göre göre,?kural-dışı? olan ?kural? haline gelir; anormal olan ?normal?leşir. Gerekmü?min erkeklere, gerek mü?mine kadınlara yönelik ?gözlerin haramdan korunması?emri, işte bu umumî yozlaşmayı ta başından kesmektedir.

Gözlerin haramdan korunması,Allah böyle emrettiği içindir. Böyle emreden Allah ise, Hakîm ve Kerîm birRabbdir. Her emri gibi, bu emrinde de bir hikmet, rahmet, kerem ve terbiyevardır.

İçki, Allah haram kıldığıiçin haramdır. Bu haram kılmada ise, çok hikmetler ve rahmetler saklı olduğugörülür. İrademizi iptal eden, duygularımızı uyuşturan, düşüncemizi dumurauğratan, aklımızı hükümsüz kılan birşeydir içki. Bizi tüm kâinatta sergilenenilâhî sanatın nâzenin bir nâzırı olmaktan çıkarıp, aklını ve şuurunu yitirmişbir bakar kör durumuna getirmektedir. Gözlerin harama bakışında da aynı durumsözkonusudur. Nitekim, ciddi bir tefekkür içinde iken gözüne ilişen ?haram? birmanzaraya bakmayı sürdürdüğünde, o tefekkür halini devam ettiren biri varmıdır? Yolda yapıyor olduğumuz bir tesbihat, okuduğumuz bir vird, gözümüzüharam manzaralardan alıkoymadığımız ölçüde, aklımızdan kayıp gitmiyor mu?

Duyguları manen uyuşturma,bizi Allah?ın sanatını ve isimlerini tefekkürden alıkoyma noktasında, haramabakmanın, alkol veya uyuşturucudan bir farkı yoktur. Harama nazar da, onlargibi, tertemiz duyguları nefsin kirli emellerine alet etmektedir. Rabbinemuhatap olmak üzere yaratılmış insana emanet edilmiş göz gibi harika bir organıgayrimeşru tatminler peşinde heder etmektedir.

Âyet, bir sonraki cümlede,?gözün harama kapanması ve fercin korunması?nın, ?ezkâ? yani asıl temiz olan davranış olduğunu belirtir. Ki butemizlik, ?tezkiye? çağrışımıyla da düşünülürse, esasen manevî bir temizliktir;düşünce ve duygu noktasında bir temizlenme halidir. Bu temiz davranış tercihedilmezse, bütün kâinatı Rabbi adına tefekkür ve tenezzühe vesile olan eşsizbir cihaz hükmündeki göz, süflî hevesler çukuruna atılarak değersiz ve kirlikılınmaktadır.

Âyet, bir uyarıyla sonbulur: ?Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarındançok iyi haberdardır.? Genel olarak, böylesi âyetlerin sonunda ?yaptıkları?anlamını karşılamak üzere ?ya?melûn? veya ?yef?alûn? ifadesi kullanılır. Oysabu âyette ?yesneûn? denilir. Dikkatli bir Kur?ân talebesi, bu nüanstan şöylebir anlam çıkarır: ?Yesneûn? ifadesi, gözlerin harama bakması noktasındayapılanların ?sanatla yapılan?lar cinsinden olduğuna, keza bunun bir sanayihaline geleceğine işaret eder.

Gerçekten, ilahî emre veinsanın fıtratına aykırı düşen açık saçıklık, her zaman sanat adı altındameşruiyet kazanma çabasında olmuştur. Hatta buna ?erotizm? gibi iç gıdıklayıcıama dokunulmaz bir kılıf bulunmuştur. Bugün ortalık vücudunu bir metayadönüştüren, bedeninin açık kalacağı yerin oranına göre fiyat belirleyen?sanatçı?larla doludur!

METİN KARABAŞOĞLU

Yorumlar

DELİ SERSERİ

diyorsun.Mehdinin gelmesini bekliyorsan daha çok beklersin.Allahın emir ve yasaklarına uyup onun rızasını kazanırsan mehdi sensin tersi olursa deccal sensin.Silkin ve toparlan mehdi sen ol ve sen başkalarına yardımcı ol.Zaman bekleme zamanı değil uyanma zamanı.Allahın seni niye yarattığını ve senden ne istediğini düşün ve gayret et Allahın rızasını kazanmaya çalış, samimi ol Allah sana yardım edecektir.Selamlar sevgiler

sevgili rey

s a cevap verme gibi bir derdim yok aslında sadece beni anlamadığına üzüldüm benim mehdi beklentim yok ve böyle bir şeye inanmıyorum zaten benim isyanım yaşadığım zaman ve sosyal sınıfın tahribatlarına müslümanların sessiz ve duyarsız kalmasınadır zaten islam adına bu günümüz düne eşitse ve bizler ALLAHIN fikirlerini hayata hakim kılmada aciz kalmışsak ve hala birilerinin gelip bizi kurtarmasını bekliyorsak hüsrandayız lütfen yorumları iyi okuyun ve ızdarabıma ortak olun selam ve dua ile

na mümkün

ne yazıkki bu imkansız gibi göürünüyor kardeşim evinde bilgisayar varsa bi insan bunu engelleyemio en basit çocuk oyunu sitesinde bile adult materyallar var.pornografi batağındaki gençlere yardım etmek bize düşer ben o sitelere girip insanlara bazı şeyleri gerek özel msjla grek genel oalrak yazıorm ama genellikle küfür yiyorum

üstte yazan arkadaş çok

üstte yazan arkadaş çok doğru yazmış.bu devir öyle kötü devirki.günlük hayattan örnek vereyim.ben üniversite öğrencisiyim her gün okulda neredeyse çıplaklık sınırında insanlar görüyorum.o kızların hayasızlığı yüzünden günaha giriyorum

zorlu bir imtihan

evet gerçekten zor kötü bir devirde yaşıyoruz. İnsanlar gitikçe hayadan uzaklaşıyorlar. Rabbim bizleri kötü yollardan korusun inş.Bizler dikkat edelim. günaha bakmayalım Umulurki Rabbim bizleri cennetine koyar inş.

slmlar

siteye yeni üyeyim konuları inceledim de o kadar güzel anlatılmışki herşey,, yani bi an çok boş bi insan olduğumu düşündüm. ve hayatım gözümün önünden geçti..ağlamaklı oldum.belki somut bi şeyler yapmadım ama göz zinası mutlaka benimde istemedende olsa başıma gelmiştir..ayrıca namaza bi türlü başlıyamıyorum ne yapmalıyım önecedn namaz kılıyodum ve kılmadığım zaman üzülüyodum şu an kılmıyorum ve bundan üzüntü duyamıyorum demekki bu kadar kötü bi durumdayım nolur bu konuda beni bilgilendirin.şimdiden teşk ederim

hazan18 kardesim

öncelikle namaza üzülmen için allahımı tanıman lazım yani onu sewmelisin çünkü allahım bizler ve cinler bu dünyaya ibadete gönderildik sana tabi ilk basta sunları söyliyim kardesim namaz için ağlaman için namazın allah katında ne kadar önemli olduğunu anlatan kitaplar oku ben öyle yetiştirdim kendimi mesela cemil tokpınarın bi kitabı war sabah namzına nasıl kalkılır bslığında ama namazın önemini çok mükemmel bir dille anlatmış yasar alptekin namazla yeniden doğdum bu da çok güzel eminim bunları okuduktan sonra anlıcaksın çok fazla pahalı değiller ama alamam diyorsan sana yazarım kardesim sen yeter ki iste selametle

eda19 kardeşime

çok teşk ederim ilgilendiğiniz için saolun.evt o kitapları biliyorum.ama almadığım için henüz okumadım.siz bana birz bu konuda yardımcı olur musunuz? inanın çok ihtiyacım var ve bu siteyi buldum çok şükür.

hazan18 bacım ilk basta

namaz kılıcam demelisin kendine abdest al we basla namazda hesap gününü düşün düşün sana söyle dediğini (ismini bilmiyorum kusura bakma )ey hazan sen ne yaptın gençliğini nerede geçirdin ben sana bir çok nimet werdim sen bana şükrettin mi ibadet ettin mi bana dediğini düşün bak o zaman ne kadar caresiz kalacağını da düşün we orada sana kimsenin yardım etmeyeceğini ve hiç şansın olmadığını düşün o zaman tüylerin ürpericek bundan eminim suna yürekten inan allahtan baska dostun yarin yok bunu kafana sok hersey yalan hesap gününde düşün annen canım dediğin baban belki kocandan bile kacacaksın tbi onlarda senden senin sadece rabbin war unutma o sana muhtac değil sen ona muhtacsın bizler ona muhtacız we o bizden ona sükretmemizi istiyo yine rabbimin çıkarı değil çünkü yaptığımız her ibadet her iyi amel bizi ebedi mutluluğa götürüyor bunları düşün kardesim selametle

..

çok güzel anlatmışsınız ama başlıyorum daha sonra yine bırakıyorum artık kendime güvenmde kalmadı.yorgun oluyorum ne bilim işte hep bişeyler çıkıyo.sonra aradan zaman geçiyo kndimi toparlıyorum tekrar başlıyorum bırakıyorum.babam bu konuda çok ısrar ediyo.üzerime çok gelincede soğuyorum sanki.evt biliyorum yarın gerçekten allahtan başka dostum olmayacak.ne annem ne babam nede çok sevdiğim biri hesap gününde herkes birbirinden kaçacak.bu düşünceler aklıma gelince kafayı yiycekmiş gibi oluyorum.sonrada bu düşüncelerimi bastırmaya çalışıyorum.işte böyle gelişiyo herşey... ::(:(:(

hazan kardesıme

s.a kardesım sana az we öz konusacam sımdı bır kawme benzeyen onlardandır demı ewt. namaz kılmayan kafır olurmu hayır olmaz ama kafırde namaz kılmaz demı oyleyse sewaptan zıyade yarın mahserde kafırler yanı musrıkler zumresınde olmaman ıcınonlarla bereber haşr olunmaman ıcın namazını kıl sadece mahserde bende muslumanım dıyebılmek ıcın tamam wesselam

günümüz

kardeşlerim bu günlerdegözümüzü korumak öyle zor olduki artık erkekler bayanlardan daha kapalı gerçekten eskiden insanlar dışarı giyinip çıkardı şimdi soyunarak çıkıyolar resmen maalesef bu bi sel gibi gelio türbanlı kızlarımdan bile fire verdiklerimiz oluo utanıyorum

Kalbe Giren Korku

Fobiler ! … Evet, fobilere dikkat ! Kalplerdeki kaygılar, panik ataklar, gereksiz heyecanlanmalar, obsesif kompulsif bozukluklar ve tasalar Bu duygulara dikkat !

Konuya cinsellik açısından örnekler verelim, Allah cinsel duygunun yaşanmasını ancak ve ancak meşru yollardan gidermek için düzenlemiştir. Kişinin bu meşru yolların dışına çıkarak mastürbasyon, zina, flört vs. gibi yollarla bu fıtri duyguyu yaşamaya çalışması hüsranla sonuçlanacak bir girişimdir. Bu batıl yolları, cinsel duygunun yaşanması için Allah yazmamıştır. İnsan böyle yapmaya devam ederse Allah muhafaza, kalbine korku verilmesi ile karşılaşabilir.

Bana öyle geliyor ki, fobilerin hemen hepsi fobi sahibinin kaygısıyla alakalı olan günahlardan kaynaklanıyor. Özellikle günahın gizli yapılanı fobilere yol açabiliyor, kişinin yüzleşmesi ile bu korkular son bulabiliyorlar.

Bu yüzleşme akademik çevreden profesyonel yardımlar sayesinde ancak olabilir. Ya da kişinin vicdanını çalıştırmak koşuluyla ve Allah korkusunu da yitirmeden Kuran'ı anlayarak ve ayetleri idrak ederek okumasıyla, ilgili fobilerden kurtulabilinir.

Akademik çevreden yardım alarak sağlanan yüzleşmeler, genelde psikiyatristlerin hastası ile gerçekleri, sadece gerçekleri ve hastanın gizlisi saklısı kalmayacak şekilde doktoruna içini dökmesiyle gerçekleşiyor. Ancak bazı hastalar doktorunun kendisi hakkında sadistçe oynadığını düşünerek doktoruyla kavga bile edebiliyorlar. Öyle ki, hastalar; ' hiç mi gizli saklı yanım olmayacak bu konuda, bu konuyla ilgili sırlarımı öğrenmek sana zevk mi veriyor ?' dercesine doktoruna nefret duyguları besleyebiliyorlar.

Halbuki psikiyatristlerin hiçbiri hastası hakkında gayri ciddi özel hayat sorgulamaları yapmaz. Psikiyatristin yaptığı tek şey; bu fobilerin kaynağını bulmak için, fobi sahibinin ilgili gizli saklı yanları açığa çıktığında utanacağı çevrelerden biri olan bir insan karşısında bu hastasının içini dökmesini sağlamaktır.

Peki niçin kişi, açığa çıktığında utanacağı/çekineceği gizliliklerini bir başkasına anlattığında ya da elinde olmadan bu gizlilikler, yüz kızartıcı suçlar başkaları tarafından farkedildiğinde ilgili kaygısından uzaklaşıyor ? Kanaatime göre, yaratıcısından çekinmeden işlediği günahlar, çekindiği insanlar tarafından da bilinmiş ve rabbine bu konuda olan bu haksızlığı son bulmuştur da ondan. Ta ki bu haksızlık, aynı tip günahlarda yeniden kendini gösterinceye kadar ...

Fıtrat işte,... günahın gizlisine karşı ruhta bir çatışma ve kaygıya imkân verebilen bir sistem. Burada bir mesaj var; ' insanlardan çekinip gizli saklı olarak o günahları işlersin de Allah'ın görüyor olduğunu bile bile bu günahları yanlız kaldığında hiç çekinmeden işlersin !' diyor vicdanlara bu mesaj. Hani diyor ya Kuran’da; ’ … günahın açığını da bırakın, gizlisini de … ‘

Bu gizli günahlardan akıllara ilk geleni internet ortamında gerçekleşiyor, yanlızken açık saçık sitelere giren insanlar ruh hallerini nasıl daralttıklarının farkında olamayabiliyorlar. Kalp darlığı dediğimiz anksiyete bozukluğu(kaygı bozukluğu), kişinin elinde olmadan ve kendisine saçma gelebilen korkuları/kaygıları(obsesif kompulsif bozukluklar) işte bu ortamlardan da doğabiliyor. İnsanın islam üzerine inşa edilmiş fiziki ve ruhi yapısı bu tür tabiatına ters ortamlara girildiğinde kaygılara maruz kalabiliyor.

"nefis miyoptur"

Allah Razı olsun ne güzel bir söz :
"Nefis miyoptur sadece önünü görür ilerisini göremez" bu uzun yazıda aklıma çivi tesiri yapan ve sohbetlerde çok kullanacağım bir söz oldu

şevhet

nasıl önlenir. şevhetin verilmesindeki hikmetlerr nelerdir??

CEHENNEMIN COGUNU KADINLAR DOLDURACAKMIS

ALLAH BAGISLAYICIDIR YETERKI TEVBE ETMEYI BIL SELAMÜNALEYKÜM BENDE SULE GIBI DÜSÜNÜYORUMM VE BENDE TESHIRCI KADINLARDAN NEFRET EDIYORUM ONLAR BIZIM GIBI EVINDE OTURAN NAMUSUYLA KOCA YOLU GÖZLEYEN HANIMLARIN UMUTLARINI KIRIYOLAR BENIM ESIM BU GIBILER VE INTERNET YÜZÜNDEN COK GÜNAHA GIRIYO BIZIM EVILIGIMIZ BÜYÜK SARSINTILARLA DEVAM EDIYO AMA SONU NE OLUR SU ANDA HIC BILEMIYORUM AMA ALLAH BANA VE BENIM GIBI INTERNET VE YABANCI KADIN MAGDURU OLAN HEMCINSLERIME YARDIM ETSIN UMARIM ONLARDA EN COK LAYIK OLDUKLARI YERI YANI CEHENNEMIN DIBINI BOYLARLAR BÖYLECE BIZLERDE KURTULURUZ AYNI ZAMANDA ALDATAN ESLERDE SUCLU TEK SUCLU BU KADINLAR DEGIL BENCE ALLAH HEPIMIZE YARDIM ETSIN A E O

yazınızı okudum bende

yazınızı okudum bende sizin gibiyim ve aynı düşünüyorum inş bizler müfakatımızı görecegiz mevlam bizim durumumuzda olanlara yar ve yardımcısı olsun

TEŞHİRCİ KADINLARDAN NEFRET EDİYORYUM KUL HAKKINA GİRİYORLAR

TEŞHİRCİ KADINLARDAN NEFRET EDİYORUM.Ya KILIĞIYLA KIYAFETİYE YA ŞEN KAHKAHASIYLA YA SESLİ SESLİ DİKKAT ÇEKEN KONUŞMALARIYLA YA DUDAK YALAMALARIYLA EŞİM NE KADAR DİKKAT EDERSE ETSİN Bİ TARAFTAN Bİ TANESİ ET PARÇASI GİBİ SERGİLEMİŞ KENDİSİNİ GÖZ TAKILIYOR.KİMİN NE HAKKI VAR YÜZÜĞÜNÜ PARMAĞIMDA TAŞIDIĞIM ADAMIN GÖZÜNÜ KENDİNE KAYDIRMAYA.CENNET UCUZ DEĞİL CEHENNEM LÜZUMSUZ DEĞİL.ÇOK MERHAMETLİ BİRİYİM AMA BÖYLE PİSLİKLERİ YANARKEN GÖRÜNCE ÜZÜLECEĞİMİ ZANNETMİYORUM.AKLI BAŞINDA KARDEŞLERİMDENDE RİCAM ŞU Kİ BÖYLE PİSLİKLERE PRİM VEREN OLMAZSSA BELKİ TOPARLANIRLAR ASLA ORALI OLMASINLAR GEMLİLERLE...

şule hanım

sizinde çevrenizde dinden uzak insanlar olsaydı anneniz babanızın ibadeteden uzak kişiler olsaydı o kınadığınız hanımlar gibi olurdunuz kimseyi kınamayın sadece halinize şükredin ve dua edin baban solcu ateist bir insan olsaydı belkide sende zani bir kadın olacaktın

çok teşükkürler

s.a kardeşler sagolun elinize saglık bu sitenin kuruluşunda ve çalişmasinda emegi geçen herkesten ALLAH razi olsun bizi bilgilendirdiginiz içinde tekrar tekrar ALLAH razı olsun çalişmalarınızın devamini temenni ederim selam ve dua ile

nefis terbiyesi

Selamün aleyküm kardeşlerim.öncelikle siteye yeni üye olmuş birisi olarak, bu siteye emeği geçen kardeşlerime teşekkür etmeden geçemeyeceğim.Allah(cc) hepinizden razı olsun.bende bu gözleri korumakla ilgili nacizane birkaç tavsiyede bulunmak istiyorum.

1)Kardeşim , öncelikle bu rezillikten kesinlikle kurtulmayı kafana koymuş olman lazım.Yani gemileri yakman (cd,dvd,harddisk vb.) ve bir daha asla geri dönmiceni hem kalbinle,hem aklınla,hemde dilinle kabul etmiş olman lazım.Yaptığın şeyin anormal bir davranış olduğunu ve hiçbir sebebin (gençlik,hormonlar,bekarlık,çevre vb.) bunu haklı kılamıcanı içine sindirerek kabul etmelisin
2)Sabah yataktan kalkar kalkmaz,abdest almanı ve gün boyunca abdestli kalmanı tavsiye ediyorum.[5 vakit namazı kıldığını varsayıyorum].Abdestli kaldığın sürece gönlün ferahlayacak ve abdest seni günahlardan uzak tutacak bir kalkan olacak.
3)Bilgisayarının masaüstü öğesini ibretlik,seni çok etkileyen bir resim yap...(Mesela benim masaüstü resmim firavunun müzede sergilenen iki büklüm olmuş resmidir)
4)Bir çok kez tevbe edip , tevbesini bozmuş birisi olarak şu tesbiti yaptım.Bilgisayarın başına geçince doğrudan pornografik sitelere girmiyordum.(Büyük ihtimalle sen de) Sadece birkaç zararsız!!! resime ve görüntüye bakıp irademe güvenerek istediğimde kapatacağıma inanıyordum.(Şeytanın vesveseleri)Ama kendime geldiğimde o rezillik ve iğrençliklerin tam ortasında buluyordum.Onun için sende hiçbir resmi küçük ve zararsız görme.Şunu unutma;NEFSE HAKİM OLMAK SÖYLEMESİ ÇOK KOLAY AMA YAPMASI ÇOK ZOR BİR İŞTİR.
5)Bilgisayarında herhangi bir filtre programı kullanma.Allah inancın senin filtre programın olsun.
6)İmkanın olduğu sürece namazlarını cemaatle kılmanı tavsiye ediyorum.Camiye gittiğinde müthiş bir ferahlık duyuyorsun.Gönlün aydınlanıyor.
7)Bundan önce yaptıklarını artık unut.Artık onlar geçmişte kaldı.Hiçbir şeyi geri getiremezsin.Olaya zararın neresinden dönersen kardır mantığıyla yaklaş.Sen tevbe ettin ve pişman oldun.Yüce Rabbimizin sonsuz rahmet ve merhametine güvendin.Onun adaletine inandın.Kendini yaptıklarından dolayı suçlamayı bırak.Bu seni umutsuzluğa iter.Bunları düşündükçe o görüntüler bilinçaltına yerleşecek ve günaha tekrar dönmenin yolu açılacak.Farzet ki sen hiç o görüntülere bakmadın ve o görüntülerin varlığından dahi haberdar değilsin.Ne zaman o görüntüler hayaline geldi;bunları düşün ve kendine telkin et.

Benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.Bütün kardeşlerimi en içten dileklerimle selamlıyorum.Selam ve dua ile...

nefis terbiyesi

Selamun Aleykum dostum yazdıklarını okuyunca kendi icimde bulundugum durumun farklı olmadıgı gördüM ...Şehvetimi NEfsimi Cok yenmek istiyorum yenıyorumda ama 1 hafta 2 hafta derken yine Seytanın nefsin tuzagına düsüp yine basa dönüyorum ....

Ama butun gün abdestli gezmeyi hergun elimden geldigince cevsen okumayı nafile namaz ve ibadetlerle mesgul olmayı deniyecegım Allah insallah yarıme der iş güc nasip edip evlenmeyi nasip ederde bu büyük günahlardan bizleri kurtarır

nefis terbiyesi

teşekkür ederim benim içine düştüğüm durumu anlatmışsın. ben de kendimce zararsız saydığım resimlere bakayım derken kendimi o pisliklern ortasında buluyorum. inşallah kurtulurum bu durumdan

kardeşim çok güzel bir

kardeşim çok güzel bir açıklama getirmişsin ve aynı zamanda yol da göstermişsin teşekkür ederim...

esselamu aleykum

Esselamu aleykum
allaha razı olsun bu sıteye emek veren kardeslerımızden
bu sıtede bu yazıları okuduktan sonra bende gozlerıme hakım olup bakmamak ıstedım ınan cok zor oldu ama bakmamayı basrdım yanı
basardım dıyorum cunku gozler alısmıs bakmak ıstıyor hakımıyet sankı benden cıkmış nefis ve şeytanın elındeyiz
onlar yonlendırıyor gozlerımızı. evet aslında ınsan gunahtan kacınırken cok mutlu oluyor bunu fark ettım dun karsımdan gelen bayanlardan gozlerimi kaçırırken.inş. bundan sonra gozlerıme ben hukmedecegım .

Gözleri haramdan korumanın 3 mühim şartı

Kardeş Ruhunu cesedine, kalbini nefsine, aklını midene hakim kıldığın vakit inşallah küçük zail fani geçici suretlere değilde ruhaniyeye,safi sevinçlere muvaffak olursun,ama şu üç kurala uymak şartıyla.çünkü bu üç kural Gavsı Azam Abdulkadir Geylani Hazretlerine kum biiznillah sırrına mazhar etmiş.Allahın izniyle,eti yiyilmiş kemikleri kalmış tavuğu şu kelime ile Allahın izniyle yeniden diriltmiş,bizler bu üç şarta uyduğumuz zaman Allahın izniyle ölmüş kalpleri ve duyguları diriltiriz.o zaman gözede,hissiyatlarada,letaiflerede nazikane bir şekilde emrederiz.nefsi emmarenin tahakkümü ve baskısından kurtuluruz.o zaman günahsız geçen her günü bayram telakki edebiliriz.Allah farkında olmadan bize düşman suretine giren ,erkekleri şehvet haramisi yapan ve iffetini hayasını beş on senelik erkeklere göstermek uğrunda ateşe razıyet gösteren ,dünya cennetinde cehennem hurileri hükmüne giren bayanlara akıl, fikir, iz an ,feraset,basiret ve hakiki iman versin,

Boş ve abes sözlerin maskaralığını yapmaktansa
güzel sözlerin hamallığını yapmayı tercih ederim.

GÖZLER NASIL KORUNUR

abi ben yazıyı okudum, ukelalık etmek istemem ama bir cevap yok...
neden bakmamız gerektiği? sonucunun ne olduğu falan?
mesela bakmak istediği geldiği anda bir tesbih çekmek gerekirse ne çekmeliyiz?
yani giriş tamam, gelişme süper ama sonuç?
zaten bizim insanların en büyük sorunlarında biri bu...
Alternetifler üretemedik şuana kadar...
Ama değişiyor ve öğreniyoruz...
yinede verdiğiniz bilgiler iin teşekkür ederim...
kolay gelsin

1)“İnananlara söyle,

1)“İnananlara söyle, gözlerini kendilerine helal olmayan şeylerden sakınsınlar.” (Nur: 24/30)
2)“Bilmediğin şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb hepsi sorumludur. Kıyamette sorguya çekilecektir.” (İsra: 17/36)
3)“Allah, art niyetli bakışların ve kalblerin gizlediği düşüncelerin farkındadır.” (Mü’min: 40/19)
4)“Çünkü Rabbin her zaman gözetleyip durmaktadır.” (Fecr: 89/14)
5)Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Âdemoğluna zinadan nasibi takdir olunmuştur. O buna mutlaka erişir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince o, arzu eder, ister. Üreme organı ise, bunu ya gerçekleştirir, ya da boşa çıkarır."(Buhârî, İsti'zân 12, Kader 9; Müslim, Kader 20–21. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Nikâh 43.)
6)Cerîr radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ansızın görmenin hükmünü sordum.
– "Hemen gözünü başka tarafa çevir!" buyurdu.
7) Ebû Talha Zeyd İbni Sehl radıyallahu anh şöyle dedi:
Biz sokak başlarında, evlerin önlerinde oturup konuşurduk. Bir keresinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem geldi, başımızda durdu ve:
– "Size ne oluyor ki, böyle sokaklarda oturuyorsunuz. Buralarda oturmaktan kaçının!" buyurdu. Biz:
– Sakıncasız şeyler için oturduk, müzâkerelerde bulunuyor, konuşuyoruz, dedik.
– "Eğer sokaklarda oturmaktan vazgeçmeyecekseniz, hiç değilse hakkını verin. Buraların hakkı, gözü haramdan sakınmak, selâm almak ve güzel şeyler söylemektir" buyurdu

Eder isyanıma gönlümde nedamet galebe,Neyleyeyim yüz bulamam ye's ile affın talebe.
Ne dedim!..Tevbeler olsun.Nur-u rahmet niye güldürmeye ruy-u siyahım,Allah'ım mağfiretinden de büyük mü günahım!..

ALLAH okuduklarımızla amel

ALLAH okuduklarımızla amel etmeyi nasip etsin inşallah.öğrenci ya da çalışma ortamında olmayan bayanlar bu konuda kendilerini daha iyi muhafaza ediyorlardır sanıyorum ama kendi adıma çalışma ortamında öyle zorki başta zor gelen herşey zamanla ülfet peyda ediyor gayet sıradan geliyor ben çalışan biri olarak diyorum ki kadın ve erkeğin aynı ortamda çalışılması kesinlikle uygun değil illa ki taviz veriliyor islami koşulların bulunmadığı hükümlerinin uygulanmadığı bir yerde huzur ne arar işte şeytan cirit atıyor Allah yardımcımız olsun tahkik beyin bu konudaki fikirleri tarzından dolayı biraz antipatik gelsede ben tümüne katılıyorum..dua ile..

Allah razı olsun

Böyle önemli bir konuda hem uyarıcı hemde yol gösterici yazı ve yorumlarla biz nefislerinin kölesi olan genç nesili aydınlattığınız ve silkinip kendimize getirici olduğunuz için Allah razı olsun.

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <b>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Son yorumlar

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?: