try another color:
try another fontsize: 60% 70% 80% 90%
ZehirliOk.COM
Sağlık, Huzur, Mutluluk, Aile Ve Evlilik

MEDYADA AİLE SORUNLARI

Doğrusu kitle iletişim aracı olan medyanın başlıca görevi halkı haberlendirmek, aydınlatmak, film, müzik gibi sanatsal ihtiyaçlarına cevap vermek ve elbette eğlendirmektir. Ne var ki bizde ağırlıklı olarak eğlence ve magazin programları yer almakta, üstelik magazin programları reyting rekorları kırmaktadır. Ne var ki aslında zaman kaybından başka getirisi olmayan magazin programları, izlemesi kolay olduğu, hemen hiçbir bilgi birikimine ihtiyaç göstermediği için, kötü paranın iyi parayı kovduğu gibi reyting rekorları kırmaktadır. Bu da bir hürriyettir ve sonuçlarına katlanacağız. Program yöneticileri elbette özgürdür ama izleyicinin de eleştiri hakkı vardır.

Hafızanın zayıflamasının sebebleri

İnsan hafızasının zayıflamasına sebep olan değişik etkenler vardır.

Hafıza uzmanları genel başlık altında bunları, beyinde yeterli malzemenin sağlanmaması, çalışma akışının bloke edilmesi, fazla televizyon seyretme, kontrolsüz hayaller kurma gibi şeylerden dolayı beyin kapasitesinin zayıflatılması ve sistemsiz düşünme alışkanlığı şeklinde ifade etmektedirler.

Bir İftira İle Gelen

SAADET ASRINDA sahabilerin yaşadığı olayların en unutulmazlarından biri, Hz. Âişe’yi hedef alan bir iftira sonrasında yaşananlardır. Bu iftiranın üretildiği ânı takip eden günler ve haftalar boyu, Âişe validemizi, Resûlullah’ı, Ebu Bekir ailesini ve bir bütün olarak mü’minler topluluğunu feci şekilde sarsan bir sınanmadır yaşanan. Sebepler dairesinde ne Hz. Âişe’nin(r.a.), ne eşi Hz. Peygamberin, ne babası Hz. Ebu Bekir’in çözmesi mümkün olmayan iftira düğümünün gelen vahiyle çözülmesi ise, o gün bugündür müthiş bir ehadiyet dersi verir anlayana. Ki, sahabiler, bu dersi en iyi anlayan insanlardır; zira bu dersi, ilk elden, capcanlı, taptaze bir halde almışlardır.

Haya İle Gelen Yükselişler

BİR HADİSİNDE, “ASHÂBIM yıldızlar gibidir” buyurmuştur Hz. Peygamber Aleyhissalatu Wesselam. Onun her biri ‘yıldızlar gibi’ ışık saçan sahabileri içinde Hz. Osman’ın misali, deyim yerindeyse, başka yıldızların ışıltısı arasında kendini pek belli etmeyen bir yıldız, meselâ kutupyıldızı misalidir. Kutupyıldızı gibi... Çünkü, tıpkı onun gibi, Hz. Osman da, ilk bakışta kendini göze farkettiren bir ışık yaymaz. Ama nisbeten zayıf ışığıyla birlikte kutupyıldızı çağlar boyu insanlara yön ve yol gösteren bir yıldız olageldiği gibi, Hz. Osman da bindörtyüz yıldan beri bir yol, bir iz sunmuştur Allah’ın hak yolunun yolcularına.

Oysa, bir kez daha belirtelim, Asr-ı Saadetin büyük olayları içerisinde, Hz. Osman’ın ismi pek önlerde gözükmez. Hz. Peygamber’in hayatını yahut İslâm’ın ilk asrına dair kitapları okuyan herkes, bu örnek asrın hadiseleri içinde Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Hamza, Hz. Ali, Hz. Talha gibi parlayıp ışık saçan simaları görür de, bu simalar arasında Hz. Osman bir derece geride durur.

Ailenin Temeli Evliliktir

Bugün toplumumuzun temel taşından aileden bahsetmek istiyoruz değerli dinliyeciler. Biliyorsunuz aile, anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan meydana gelen en küçük insan topluluğudur. Evlenen çocuklar, yeni bir aile kurmak için aileden ayrılırlar, fakat aileden kopmazlar. Böylece aileler, bir zincirin halkaları gibi birbirine ulanır, birbirine güç ve destek olan sosyal bir doku meydana gelir.

Aile, milletin temelini oluşturur. Tıpkı bir binanın temeli gibi... Ya da biyolojik bir bünyedeki hücre gibi.. Binanın veya bedenin sağlamlığı temelin sağlamlığı veya hücrenin sağlıklı olmasıyla gerçekleşir. Dolayısıyla sağlam, güçlü, sağlıklı ve huzurlu bir toplum ancak sağlıklı bir yapıya sahip ailelerden oluşur. Bunun için ailelerin yozlaşması bir toplum için büyük bir yıkım ve büyük bir felakettir.

Hz. Ömer'in irani feth eden ordunun kumandina yazdigi mektup

Hz. Ömer'in, İran'ı Feth Eden Ordunu Kumandanı Said b. Ebî Vakkas'a Yazdığı Mektup:

Sana ve beraberindekilere Allah'tan korkmayı tavsiye ederim. Çünkü Allah'tan korkmak, düşmana karşı en büyük hazırlıktır.

Size düşmanlarınıza karşı herhangi bir günah işlemekten şiddetle kaçmanızı tavsiye ederim. Çünkü, askerin günahları kendileri için düşmanlarından daha tehlikelidir.

Müslümanlar düşmanlarının günahkar oluşu sebebiyle zaferi kazanırlar. Günah işlemekte düşmanlarımızla eşit olursak, düşmanlarımız bizden daha iyi sayılır.

Hayatın Amacı Haz Mı?

DİYORLAR Kİ: Dünyaya bir kere gelinir... Sonun başlangıcı yoktur... Gülün, eğlenin, bir yıldırım hızıyla geçen ömrünüzü eğlenerek geçirin... İman, ahiret, ibadet, helal, haram, ölüm gibi size sorumluluk getiren, zevkinizi kısıtlayan kavramları düşünmeyin... Sınırsız özgür olun, canınız ne isterse onu yapın... Vur patlasın çal oynasın yaşayın...

Söylediklerinin özü, bunlar... Bir hayat felsefesi işte... Epikür isimli bir adamla birlikte anılır bir düşünce biçimi... Zevkinin ardından gidenlere Epiküryen de derler... Gerçi başka türlü tanımlamış o, daha yüce bir hazdan söz etmiş... Ama lafta kalmış söyledikleri... Allah ile ilintili olmayan bir haz arayışı maddeden, bedenden öteye gidemezdi zaten... Nitekim gitmemiş...

Namaz İnsanı Kılar

ZAMAN puslu bir nehir gibi akıyor içinden. Kıyılarını bilmiyorsun. Nerede başladığını bilmiyorsun. Nerede bittiğini bilmiyorsun. Hangi yöne aktığını bilmiyorsun nehrin. Sadece akıyor, sadece akıyor. Çağıltısını duyuyorsun sadece. Yatağına kırgın gibi; bazen taşıyor, bazen duruluyor, bazen çekiliyor. Kimse kenarında kalmıyor bu nehrin; seni de içine çekiyor, sevdiklerini göğsüne alıyor, sevdalarını sürükleyip uzak denizlere döküyor.

İçine kıvrılıyor gibi zaman. Göğsüne sokulup aşklarına dokunuyor, acılarını dokuyor. Aklında hesapları yarım bırakıyor, kalbinde yaralar açıyor, tenini dağlıyor. Hüsran içinde hüsran büyütüyor. Hayâl köprülerinin altından geçiyor. Taştan hatıralarını okşuyor. Kıvrım kıvrım içinden akıyor. Sana dokunuyor zaman. Seninle tükeniyor.

Gençliğin Cinsellik İle İmtihanı - 2

YARATILIŞ ya da fıtrat, bugünün insanına çok da fazla anlam ifade etmiyor. Mühendislikle nasıl tabiat olduğu halden başka bir hale dönüştürülüyorsa, toplumlar da fıtrata riayet edilmeden bir halden bir başka hale dönüştürülüyor.

Tabii, sonsuz ilmiyle başını da sonunu da hikmetle yaratan Rabbin yarattığı gibi olmuyor hiçbir şey. İnsanın el attığı her şeyde bir eksiklik izi görülüyor. Teknoloji ürünlerinin de belgelediği gibi, insanın yaptığı bir ürün bize bir fayda verirse, onun birkaç misli zarar veriyor. Arabayla bir yerden bir yere hızla gidiyoruz, ama aynı zamanda atmosferi de kirletiyoruz. Daha kötüsü, yakıt için savaşlar yapıp kan döküyoruz.

Evimizdeki Truva Atı

Birbiriyle alâkasız gibi görülen üç konudan bahsetmek istiyorum. Bunlardan ilki, bir Yunan efsanesi. Truvalılar ile Spartalılar arasında yaklaşık on yıl süren kanlı bir savaş yaşanır. Bu savaşın detaylarını aktarmayacağım. Ama Helena isimli bir kadın yüzünden çıktığını söylemekle yetineceğim.

Spartalılar bu on yıllık uzun süreye rağmen Truva surlarını aşıp şehre giremezler. Çok kayıp verdikleri bu savaşı, bir hileye başvurarak bitirmek isterler.

Plâna göre Spartalılar savaşı artık bırakıp, evlerine dönecekleri izlenimi verirler. Bunu yaparken de güya Truvalılara bir jest yapmak, gösterdikleri başarıyı takdir ettiklerini sergilemek için bir hediye vermek isterler. Hazırladıkları hediye ahşaptan yapılmış dev bir at heykelidir.

GÖNÜL ÖRTÜSÜ HAYÂ

Gönlün titremesidir hayâ. Gönül ki kurtulmuştur da ağırlıklarından, bir yaprak kadar incelmiştir.

İşte o nazenin yapraktır müminin gönlü. Titrer bir günah, bir yanlış, bir aykırı hal gördüğünde. Gün gelir, daha bir incelir de, görmek bir yana, işlemek bir yana, bir günahı düşünmek titretir, O'nu hakkıyla bilmemek titretir o nazenin gönlü.

Rabbi'ni düşünür de titrer. Taşta-toprakta, insanda, kendinde Rabbi'ni görür de, taştan-topraktan, insandan, kendinden hayâ eder.

Rabbim rahmetiyle esirgesin, akrabalardan bir Zehra teyzemiz vardı. Televizyonlu odada oturması gerektiğinde, her ne vakit televizyonda bir erkek çıksa başörtüsünü düzeltir, yüzünü örterdi. Gülerdik, �O seni görmüyor ki� diye. �Ben onu görüyorum ya� derdi.

Haz ve Hız

Her şeyi ister ama hiçbir şeye gerçek anlamda sahip olamaz insan. Her şeyden etkilenir, ama hiçbir şeye gerçek anlamda sözü geçmez. Sonsuz bir hayatı arzular, ama kısacık bir hayatın ardından öleceğini bile bile yaşar. Bu haliyle belki de kâinattaki en kırılgan, en zavallı, en mutsuz, en elemli canlıdır.

Bu acınası hâl içinde yaşayan insanın önünde temelde üç seçenek vardır: Ya bu çaresizliği kabullenip depresyona girip hayata ‘pes’ edecektir; veya bu acıları hissetmemek için aklını uyutup sarhoş olacaktır; ya da son bir gayretle, âdeta can havliyle, tüm güzellikleri birden tutmaya, olabildiğince çok lezzet almaya çalışacaktır hayattan.

Üç Gencin Söylediği

SÖZLERLE davranışların en fazla çeliştiği konulardan birisi gençliktir. Kime sorsanız gençliğin öneminden söz eder; fakat kimin gençliğe önem verdiğine bakacak olsanız, cevap bulmakta zorlanırsınız. Hattâ, “Gençlik kendisine ne kadar önem veriyor?” sorusunun cevabı bile o kadar net değildir.

Önem vermek güvenmeyi de gerektirmeseydi, bu konuda o kadar zorlanmayabilirdik. Biz gençlere neyi nasıl yapacaklarını veya yapmayacaklarını anlatmakla onlara önem vermiş olduğumuzu düşünürüz. Ancak, ister küçük bir işletme, isterse bütün bir ülke çapında olsun, birşeyleri gençlere emanet etmek söz konusu olduğunda, o şeylere gençlerden daha fazla önem verdiğimiz ortaya çıkar. Böyle durumlarda çözümü, çoğunlukla, gençlik yaşını ileri çekmekte buluruz. Kırkını devirmiş insanlardan oluşan bir ekip bir yerde görevi devraldığı zaman “Genç kadrolar iş başında” diye övünmeye başlamışızdır. Daha geniş görüşlü olanlarımız belki bu sınırı otuzlu yaşlara kadar indirebilirler. Ama hayatında henüz yirmi kadar bahar sayabilmiş bir insana ciddî bir işin sorumluluğunu yükleyebilecek kadar cesaret sahibi kim var? Daha da ötesi, bugün gençler bu cesaretin ne kadarını kendilerinde bulabiliyorlar?

ABD'de reytingin anahtarı cinsel içerik

ABD'de yapılan bir araştırma, televizyonlarda yayınlanan program ve dizilerde cinsel içerikli sahnelerin son yedi yılda iki katına çıktığını ortaya koydu.
Kaiser Aile Vakfı'nın bin 100 televizyon şovunu inceleyerek yaptığı araştırmada, bu yıl cinsel içerikli 3 bin 800 sahne tespit edilirken, bunun 1998 yılında bin 900 olduğu belirlendi.
Vakıf başkan yardımcısı Vicky Rideout, programlarda cinsel ilişkinin risklerine ve sorumluluklarına dair mesajlarınsa çok az olduğunu belirlediklerini, bunun da 2002 yılından bu yana değişmediğini açıkladı.

Hayâl

Ne hayâllere dalmışız bak!

Yaşamak hayâlmiş… Ağlamak, sevmek…

Çocukluk, bulutları özlemekmiş; kuşlarla uçmakmış başka dünyalara…

Çocukluk, gülümseyip geçmekmiş hayata…

Portakal çiçekleriymiş güzel günlerimiz. Her bahar yeniden açan papatyalar…

Yağmurlu günleri hatırla…

Nasıl da sığınıp kalmışız kalbimize, gecelerin şimşek çakan saatlerinde.

Annesiz, babasız öyle yalnız yürüyüp gittiğin sokakları hatırla…

Hüzünle dolaştığın şehirleri, bayramların hiç eksilmeyen sevincini...

Okunan ezanlar, göklerde çınlayan sesler, gençlik günlerinin buğusu, sabahların dingin serinliği…

Son yorumlar

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

Chat, forum ya da messenger den tanıştıkların ile sohbetin boyutu ne kadar?:
İçeriği paylaş