Televizyon

"Kadın"ı taciz ve istismar eden medya ve reklâmları

Reklâm kadını…

Taciz; uğrayan kişi tarafından hoşlanılmayan, rahatsızlık duyulan, sözlü, yazılı yahut davranışsal tavırdır. Taciz, kadına yönelik bir insanlık suçudur.

Televizyon, kitleleri biçimlendirmek üzere planlanmıştır ve öyle de hizmet vermektedir.

Televizyon ile belli yaşam tarzlarını -özendirerek-sunmak ve bunun kabul gördüğü topluluğu yönetmek, istediğini yaptırmak özellikle günümüzde çok daha kolaylıkla mümkün oluyor. Bunun başarıyla uygulandığı hedef kitle ise, kadınlardır.

Camide Dans Var

Günlerden Cuma. Vakit öğleye yaklaşıyor. “Namaz için hangi camiye gitsem?” Aklıma, hep gidip durduğum camiler yerine, şehrin oturduğum kesimini ikiye bölen anayolun öbür yakasındaki gecekondular arasında gündüz konmuş camilerden birine gitmek düşüyor. Yola koyuluyorum. Kimine göre nüfus artışının getirdiği bir zorunluluk, kimine göre ise büyüklenme tutkusunun tezahürü olan apartmanları yavaş yavaş ardıma alıyorum. Yürüdükçe, kat sayıları düşüyor. 10, 9, 8, 7, 6 derken, tek katlı, nadiren iki katlı evlerin ortasına varıyorum.

Televizyon ve başarı bir arada olamayacak ikili.

“10 dakika TV izleyip ders çalışacaktım.” dediniz ama yine olmadı. Çalışamadınız. Peki bu
pişmanlığı hangi sıklıkla yaşıyorsunuz? Eğer başarı istiyorsanız, TV’nin güdümünden çıkmanız
gerekiyor.
Öğrenciler, televizyondaki diziler ve yarışmalardan vazgeçemeyeceklerini düşünürler. Bunu ispatlayan en iyi örnek, konuyla ilgili olarak öğrencilerin kurdukları cümlelerdir: ‘Hocam, inanın kısa bir mola verecektim. Ayaklarım televizyona götürdü, dalmışım. Saatin nasıl geçtiğini anlayamadım.’

Televizyon Herşeyimizi Çaldı.

İnsanın dünyevi ve uhrevi hayatının en belirleyici en mühim unsurların başında zaman gelmektedir. Zamanın kiymetini en iyi farklı şeylerle imtihan edilenler bilirler bazen saniyeler saliseler insana çok şeyler kazandırabilir veya kaybettirebilir.Bu kazanacağı şey bazen para bazen mevki bazen bir hayat bazen de bir umut bazen dünyanın içindeki her şeyden kıymetli olabilecek bir tebessüm ve mutluluktur..

...Dizi Âfeti...

Küresel ısınma, ABD ve İsrail belası, şiddet… âfet olarak yetmiyormuş gibi bir de başımıza tv. dizileri musallat oldu; önemli bir kısmı ahlak ve dinimizi yıpratma, bozma ve halkımızı bu bakımdan zehirleme işlevine soyunmuş gibi. Bir kere hemen her dizide, seyredenleri etkileyecek ve gençleri imrendirecek şekilde alkollü içki (daha çok rakı) içiliyor. Bundan daha etkili bir alkol kullanma telkini ve rakı reklamı yapılamaz. Zina meşrulaştırılıyor, zinaya ve meşru olmayan; dinimize, ahlakımıza, geleneğimize aykırı olan ilişkilere karşı çıkanlar kınanıyor, seyircilerin gözünden düşürülüyor, ahlaklının değil, ahlaksızın tarafı tutuluyor.

Azınlık Gibi Düşünmek

Image Hosted by ImageShack.us

İki sene önceydi. İstanbul’da kış. Eminönü’nden kalkan vapur, nefeslerini soğuk havaya buhar buhar savuran insanlarla dolu. Herkes bozukluklarını çıkarıp çay söylüyor. Isınmak lazım. Rengarenk atkıların, eldivenlerin, berelerin, şalların arasından kaşık sesleri şıngır da şıngır duyuluyor. Şehir beyazları zarif bedenine bir geçirmiş ki görmeyin. Hırıltılı, kaba, huysuz taraflarını kapatmış. Hoş bir bakışı var şimdi İstanbul’un. Sanki Peygamberimizin: “İstanbul bir gün fetih olunacaktır” sözlerini ilk duyduğu an gibi siması: Utanmış. Bembeyaz utanmış.

Çocuk ve İletişim Ortamları

Image Hosted by ImageShack.us

Çocuk hem üzerinde kavramlar üretilen hem de bir birey olarak toplumsal yaşamın bir parçasıdır. Çocuğun varlığı, yokluğu yanında oluşan sorunlar kadar çocuğun yaşam içinde toplum ile iletişim ortamları ile nasıl bir ilişki kurduğu da önemlidir. Günümüz toplum yapısında aile kavramının ve bu aile kavramı içindeki çocuğun değişik biçimlerde etkilere maruz kalması çocuk kimliğinin de değişip, dönüşmesine neden olmaktadır.

TELEVİZYON

SEFİH MEDENİYETİN ZULMÜNDEN KURAN MEDENİYETİNE,TELEVİZYONLU ODADAN TELEVİZYONSUZ ODAYA HİCRET EDİN
Bugün ülkemizde sanat sinema tiyatro edebiyat vb gibi şeyler medeniyetin ve çağdaşlığın en önemli kazanımları ve gereksinimleri olarak gösterilmektedir. Hâlbuki mahiyeti itibariyle bugün topluma enjekte edilen ve sevdirilmeye çalışılan bu şeyler hakikati itibariyle toplumun ahlaki dini değerlerini ifsat ederek aile ile toplumu toplumun üzerinden de devleti ve milleti çökertme ve köleleştirme ve değiştirme projeleridir.Tanzimattan beri sanat adı altında icra edilen bütün karelerde bilinçaltına yerleştirmek için saklanmış sinsi mesajlar ve tekinler doludur.Bunları yaparken tema olarak kullanılan şeyler olan aşk, merak, sevgi, romantizm, arzu vb gibi insanların hissiyatlarını okşayacak cinsten olan şeyler tercih edilmektedir.Sinema karelerinde ve sütün fahişelerinin gayri meşru ilişkileri, aşkları, romantizm adı altında sunularak bir nevi flört özendirilmekte bununla da nikahın yolunu kapatma amacı güdülmektedir.Nikah yolunun kapanması zinanın ona paralel olarak artması,çocuk doğum oranın azalması,gayri meşru veletlerin çoğalması demektir.İçinde zina, ihanet, aldatma iffetsizlik, hayasızlık vb gibi toplumunu değerlerine düşman olan bütün etkenlerin bulunduğu kapkara pislik ve muzırlarla süslenmiş olan diziler pembeleştirilerek toz pembe moduna sokularak ve yeni nesillere enjekte edilmektedir.Bunu başarmak için gerekli olan şey sadece biraz heyecan, öfke, aldatma, cinayet, intikam, adalet ve zulüm gibi sahnelerle kareleri donatmak asıl verilmesi gereken ve bilinçaltına gayri ihtiyarı olarak yerleşecek olan mesajları takip eden ve izleyenler zaten farkında olmadan alacak ve akıl kafa ve kalp yavaş yavaş bu tarz bir hayatı ve yaşamı benimsemeye başlayacak .böylelikle nefsin ve şeytanın hoşuna gidecek olan bir kıvama gelmeye başlayacak müslümanlar..Televziyon sinema gazete karelerinde sanat, çağdaşlık ve medeniyet adı altında gördüğü iletileri görüntüleri sosyal bir olgu olarak telakki etmeye başlayacak.başta bu algılar inançları ve gelenek ve görenekleri ile çatışmaya başlayacak ama zamanla vicdanların tefessühü ile kabul edilmeye ve zamanla bu zulümler,yani bu insana faidesinden çok zararı dokunan bu çirkin oyunlar savunulmaya başlanacaktır. Hayatına yaşadığı gibi inanma hükmü geçmeye başlayacak, bu oyunları izleyenler, takip edenler işin incelik ve derinlik kısmın gereksiz ve fuzuliyat olarak telaki etmeye başlayacakları için onlar için artık sadece bu oyun ve tuzakları ismi ve cismi yeterli görülüp hakikati ve asıl maksadı ehemmiyet taşımayan bir hale gelecektir. Televziyonu evinin başköşesine koymuş ve üstelik hacca gitmiş bu lağım kapısı hükmüne geçip kalplere, ruhlara akan yayınları izleyen Müslümanlardan birisine dedim: ve sayıları ülke nüfusun üçte ikisini oluşturan ve belki bir cemaat veya tarikat içinde olanların da mensubu olduğu bu adam veya kadın gibi olanlara da derim:

Tüm Kanallar Sırlar Dünyasına Çıkar

İnsanoğlu yeryüzündeki varlığının sebebini kavradığında, nasıl bir imtihana tâbi tutulduğunu da fark eder. Ne var ki yaşarken karşılaştığı durumlar birbirinden farklıdır; bu durumlardan bazısını anlar, bazısına ise hiçbir anlam veremez. İnsanın anlayamadıklarının, bilemediklerinin peşinden gitmesi; onun yaşamak serüveninin en önemli olaylarındandır. Hayat ise bir bütün olarak önemli ve önemsiz çeşitli parçalardan müteşekkildir. Her an sorulara ve sorunlara muhatap olan insanoğlunun verdiği karşılıklar ise onun kaderidir. Herkes kendi kaderinin peşindedir. Hatırlamamız gereken; kader oyununda bizim kukla olmadığımızdır. Daha önce yazılmış senaryoların aktörleri değiliz hiçbirimiz. Sahnedeyiz, ışık üstümüze tutulmuş ve doğaçlama yapıyoruz. Ta ki gözlerimizin perdesi toprağa inene kadar... Yaşadıklarımız kaderimizin birer parçasıdır. Bazı olayların neden kaderimizin bir parçası haline geldiğini kimi zaman göremesek de; hayatın bütününde, imtihanımızın sonucunda o olayın da bir karşılığının bulunduğunu bilmeliyiz.

Dizilerde kutlamalar alkolle yapılmak zorunda mı?

Yıllardır sigara ve içki, masum alışkanlıklar ve modernliğin, çağdaşlığın bir göstergesi olarak gösterilmeye çalışıldı. Sosyal içicilik teşvik edilirken bu konuda en etkili araçlar da görsel yayınlar, bilhassa filmler ve dizi filmler oldu ve olmaya da devam ediyor.

Yerli ve yabancı filmlerin ve dizilerin büyük bir kısmında kişiler üzüldüklerinde ve daha çok sevindiklerinde alkol kullanıyorlar. İçenlerin çoğu erkek ve bilhassa dışarıda veya iş dönüşü evde eşlerinin ve çocuklarının da bulunduğu aile sofrasında içiyorlar. Bilhassa son yıllardaki dizilerde alkollü içki, ailelerde her fırsatta, özellikle bir şeyleri kutlarken çocuk ve gençlerin yanında daha fazla içiliyor. Bazı aile dizilerinde o aile yapısı içinde dinî ve ahlakî değerlerine en çok bağlı olan dizi kahramanları bile zaman zaman kontrollerini kaybedip alkollü içki alıyor ve daha kötüsü içki içmek normal hayatın bir parçası olarak gösteriliyor. Kadınların sarhoş olması bu tür dizilerde zaman zaman biraz da normal gösteren bir mizah tarzı içinde işleniyor.

Sır dizileri furyası (2)

Her yazıya okur tepkisi olur. Ama bazılarına yoğun tepki verilir. Bu, ele aldığınız meselenin yaygın bir sorun olarak algılandığını gösterir.

"Sır dizileri furyası" adlı yazıma bu kadar tepki beklemiyordum. Biri hariç hepsi de olumlu, "eline koluna sağlık" diyen tepkiler. Hariç olan o bir okur da tepkisini sonradan geri aldığına göre, "istisnasız" demek daha doğru olur.

Birçok okur "az bile yazdığım" kanaatinde. ABD'den yazan bilgili ve bilinçli bir okur meselenin kökenlerine inmemi istiyor. Köken dediği, din dilini esrarlı bir dile dönüştürdüklerini düşündüğü kişiler ve çevreler.

Sır dizileri furyası (1)

Furya, bir cemaat televizyonunun iyi niyetle kotarılmış "sır" dizisinin ardından başladı. Önce 'özel' tecrübeler ve olağandışı müşahedeler, nadiren kahramanlarının ağzından çoğunlukla da tevatür haline gelmiş biçimiyle etraftan derleniyordu. Derlenen bu 'müşahedeler' ve/veya tevatürler sinema diline aktarılıyor. Görüntünün büyülü sosuyla daha da gizemli ve esrarlı hâlâ getirilen bu ilginç müşahede bir drama-belgesel formatında seyirciye sunuluyordu.

Başlarda benim küçük çocuklarımın da izleyicisi oldukları bu "sır" programından özellikle küçük kızımın hayli etkilendiğini gözlemledim. Bu görünüşte olumlu etkileri olan bir ilgi gibi geliyordu. Fakat bu ilginin üstünü kazıdığımda, bunun insanoğlunun fıtratında bulunan olağandışı ve ilginç olana eğilimin kışkırttığı bir ilgi olduğunu gözlemledim.

Filmlerde Bilinçaltı Mesajı, mutlaka okunmalı...

Bilinçaltı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavram. Bu kavram bilincimizin farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde önemli rol oynayan bir yapıyı belirtiyor. Bilinçaltının en önemli özelliği ise bilicimizin farkına varmadığı olayları, sesleri, resimleri kaydetmesi. Siz beş katlı bir binaya çıkarken merdivenleri saymıyorsunuz ama bilinçaltınızda bu sayıyı biliniyor ve kaydediliyor. Aynı şekilde bebekliğimize dair anlıları bilinçaltı kayıtlarının arasında bulmak pekala mümkün. Bunlar nasıl mı gerçekleşiyor? Gözde bilimsel olarak “fovea hareketleri” isimlendirilen hareketler bulunuyor. Bu hareketler sayesinde göz devamlı çevremizi tarıyor ve aldığı bilgileri bilinçaltına atıyor. Bizler bu bilinçaltına gönderilen verilerin çok ama çok az bir kısmını hatırlayabiliyoruz. Burada önemli olan nokta bilinçaltına gönderilen verilerin karar verme ya da eyleme geçme aşamasında fikirlerimizi ve davranışlarımızı direkt olarak etkilemesi.

T.v’lerde Sırlı Buluşmalar ve Dünyalı Büyükler

Eşin dostun mevzu bahis etmeleri ve konu ile ilgili sorularından mütevellit üç beş sefer seyrederek ve çokça seyredenlere de sorarak hakkında kanaatim oluşan buluşmalı, sırlı, kalpli, gözlü programları tahlil etmek istedim. Özellikle mahşer ve mizan gününün konu edildiği programı.

Kul hakkı, ahiret günü, zulüm ile abad olunmaz gibi temaları işlemeye çalışan bu programlar güzel sahnelere imza atsa da dikkatimi çeken bazı noktalar kasten mi ya da sehven mi eksik bırakılıyor anlamaya çalışıyorum. Mesela; mütedeyyin olarak bilinen T.V. kanallarından birisinde ahiret gününde sorgu anını sahneleyen dizi şeklinde bir program var. Programda kişi ölüyor. Sarıklı sakallı, beyaz cübbeli nur yüzlü adam imajı verilmiş bir kişi ölen kişiyi sorgulamaya başlıyor. Niye kul hakkı yedin, niye zulmettin, niçin adamı öldürdün, neden hırsızlık yaptın gibi sorularla karşısındakinin dünyada işlemiş olduğu amelleri vicdani bir dille deşifre ediyor. Sonra sağ eline yeşil ya da sol eline kırmızı bir ışık kümesiyle amel defteri sunularak cennet ya da cehenneme gönderilme sahnesiyle konu son buluyor.

Dizileri bir de bu gözle seyredin

Yeni Asya'dan Davut Şahin, bir okuyucusunun TV dizileriyle ilgili yazısına köşesinde yer verdi. Yazıda geçen dizilerdeki karakterler için tercih edilen isimler şaşırtıcı:
26 Aralık 2006 13:09

“Sayın yetkili;
“% 99’u Müslüman olan memleketimizde Müslüman kesimin zihninde dinî bir anlam ifade eden kutsal isimlerin tüm Türkiye’nin seyrettiği dizilerde küçük büyük herkesin beynine kötü imajlar kullanılarak gerçek mânâları dışında kötü bir biçimde yerleştirilmektedir. Bunun tesadüf olduğunu söylemek saflık olur. Bu dizilerin yapımcıları ve arkalarındaki güçler yetkililerce incelenmelidir. Bu şekildeki farklı dizilerin birçoğunun yayınlandığı kanalın ortak adresinin ATV oluşu da dikkate değerdir.

Picasa, Foto galeri

Son yorumlar

. . . . . . . . . . . . . . Iste Zehirli Ok'lar . . . . . . . . . . . . .
Alkol · Flört · Porno · Seks · Zina · Göz Zinası · Şehvet · Aşk · Chat · Dans · İftira · Nefis · Medya · Televizyon · Şeytan · Büyü ve Sihir · Cincilik · Fal · Kehanet · AIDS

. . . . . . . . . . . . . . Panzehirler . . . . . . . . . . . . .
Amel · Dua · Namaz · Oruç · Zekat · Evlilik · Eğitim · Hayat · Aile · Gençlik · Kadin · Tesettür · Sevgi · Maneviyat · Ahlak · Bela ve Musibet · Edep · Haya · iffet · Sabır · Tevbe · Şefeaat· Nasihat · RIZIK · Sağlık

Perde arkası · Güvenlik · Haber · Hikaye · Kitap Tavsiyesi · Soru-Cevap · Şiir · Asrı Saadet · Osmanlı

Anket

İçeriği paylaş